hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu

3-boğazına kadar kelimelere batmış

Yazar:

hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu - bizâr kitap kapağı
hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu kitap kapağı

"Dünyadaki mevcudiyetim: Hiçbir yerde olmak. Her şeyden beni ayıran bir şey var." -cioran • |boğazına kadar kelimelere batmış ve de çayının son yudumundaymış| • Hangi konuda kandırıldığınızı merak ediyor olmalısınız. Size nerelerde yalan söyledim? Ne kadarı uydurmaydı? Belki de daha çok masadaki tepkiyi öğrenmek istiyorsunuzdur. Fakat sandığınız gibi bir olay yaşanmadı. Atlas, öncesinde mesleğime dair hiçbir şey duymadığından kendisini uzun süreli kandırılmış hissetmedi ve Arman Hanım'ın da pek umurunda değil gibiydi. Yalnızca kaşını kaldırmakla yetindi. Bir açıklama bekliyordu muhakkak ama müsaade isteyerek yanlarından ayrıldığımda arkamdan Atlas'ın ona her şeyi izah ettiğine eminim. Şimdi soğuk parmak uçlarımı kemiriyordu. Ertesi günün oldukça erken bir vaktinde, otelin arka tarafındaydım. Dudaklarımın kuruluğu, anlamsız bir çabayla ıslatmak için sürekli üzerinde gezinen dilime batıyor; ayakkabılarımın altında birkaç çift çorap olmasına rağmen üşüyen parmaklarımıysa ayakkabıları birbirine sürterek ısıtmaya çalışıyordum. İşe yaramıyordu tabii. Sırtımı yasladığım binanın cansız, soğuk ve sert duvarında titriyor, kabarmış saçlarım iki yanımda at gözlüğü görevi görürken sabahın pusunu izliyordum. Parmaklarımla taramak yanlış bir seçimdi. Dudaklarımın arasında duran sigaranın sıcaklığı ciğerlerimi geçici bir ısıyla dolduruyor, ardından yalnızca tatsız bir acılık bırakıyordu. Sonra adım sesleri geldi. Onu göremedim ama kim olduğunu biliyordum. "Sigara içtiğini bilmiyordum." Atlas yanımda durdu, ona dönmediğimdeyse arkasına yaslandı. "İçmiyorum ki," dedim, sigaranın ucu kızıllıkla aydınlandı. Kollarını kendine dolamıştı, tam midesinin üstünde. Güldüğünde titreyen omuzları bana değiyordu. "Öyleyse ya hayal görüyorum ya da yalan işinin gerçeklik boyutu değişti." Sigarayı dudaklarıma yakın tutarak ona bakıyordum şimdi: Kaşlarını çatmış, gözleri sigaranın üstünde. Gerçek olup olmadığını gerçekten sorgular gibi. Bu haline güldüm. Biraz yorgunluktan, biraz anlayış çabasından (belki biraz da şapşal bir halde oluşundan). "Dün Arman Hanım'a ne dedin?" "Ne kadarını anlatmam gerektiğini bilemedim ama o anladı gibi... Yalan mı söylüyor diye sordu ben de biraz dedim." "Biraz. Yalan söylemişsin." "Bana olan dürüstlüğünü düşünürsek hayır da diyebilirdim." "Yalancılığımı bilirken böyle söylemen seni yine de biraz yalancı yapardı." "Beni de yanına mı çekmeye çalışıyorsun yoksa?" "Zaten yanımda değil misin?" Sessiz kaldı ama gülümsedi işte. Her zamanki gibi. Gözleri bir süre benimkilerde gezindikten sonra tekrar sigarayı işaret etti. "Sigara ile dertlerini atan biri olduğuma inanıyorum. İşe yaramıyor." Yere atıp ayağımla söndürdüm ve kendime sarıldım. Sigaranın yakıcı ve geçici sıcağı da gidince soğuk daha canlı olmuştu. "Onu oradan alacaksın, değil mi?" dedi rahatsız edici birkaç nefes ardından. Ne tuhaf, diye düşünüyorum. Kendimi harabeler altında hissediyorum ama o hiçbir şeyi dert etmiyor. Yalanlar beni eziyor, nefesim daralıyor ve sessizlik kafatasıma baskı yapıyor ama o, her şey olağanmışçasına gülümsüyor. "Biliyor musun," dedi yanıt vermediğimden kendisi çöpe giderken. "Dertlerinden kurtulmak için sigaradan daha faydalı yollar bulabiliriz." "Onun için de mi çayın var yoksa?" Bunun üstüne neşesi durağanlaştı, dünün hatırasına kapıldığını anlayabiliyordum. Her zamanki gibi gelmişti ama bu sefer kapıyı açmamıştım. "Bera Hanım," demişti tıklattıktan sonra. "Çayınızı getirdim. ... Menesa. Ne oldu öyle? Birden gittin... Bugün sana rahatsızlık verdim sanırım, özür dilerim. ... Menesa? İçeride olduğunu biliyorum. Benimle konuşur musun? Pekâlâ, buraya bırakıyorum o halde. Sana tarçınlı elma çayı getirdim. Umarım bu seferki işe yarar ama daha çok tadıyla keyifli zaman verecek gibi. İyi geceler." Tam önündeydim oysa. Dizlerime sarılmış halde, başım tam arkasında Atlas'ın olduğu kapıya dayalı. Boğazıma kadar kelimelere batmış haldeydim, içeriden tıkanmış halde. Yanaklarım ıslanıyor yine, önümü göremiyorum, kulaklarım uğulduyor, nefesim yetmiyor ve nered…

Bölümün tamamını WritePad'de oku