hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu

1-kırışıklıkların özenle oyulduğu kilden bir suret

Yazar:

hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu - bizâr kitap kapağı
hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu kitap kapağı

"Yalanlar tadını yitiriyor, artık seni büyüleyemezler; oysa, yalanın ölümü üzerinde yeşeremez hayat." -cioran • Onu bekledim. Soluklarımı dahi duyamayacak kadar kıpırtısızca yatarken, camdan içeriye dolan soğuk beni hissizleştirir ve gözkapaklarım ağırlaşırken kapımın tıklatılmasını bekledim. Belki de uyumak üzereydim, belki de çay bu sefer işe yarayacaktı ama direndim çünkü o geleceğini söylemişti. Gelmedi. Çayı bir başkası getirdi. Neticede bu Atlas'ın yaptığı bir işti. Şimdi yalnızken bunu düşünüyordum: Her şey bana özel miydi yoksa hiçbir şey benim için değil miydi? Belki de gitmişti. Benden o kadar bunalmıştı ki bir süreliğine izin almıştı. Belki de yalan söylemem sonunda onu yakalamış ve rahatsızlık hissi anca büyümüştü. Bana sadık kalmalıydın diyor yalan, ben seni hep korudum. Kendinden bile. Yalanın üzerime oturduğunu hissediyorum. Göğsüme. Nefesimi kesiyor. Daha önce hiç böyle yapmamıştı. Fakat tabii, ben bunları yaşarken aslında Atlas size ilerisi hakkında birçok ipucu verdi, değil mi? O yüzden çoktan biliyorsunuz. Tüm bu söylenmelerim ve korkularım manasız kalıyor. Böylece Atlas'ın yanına gittiğim andan devam etmemiz gerek ama önce, biraz Atlas'ı taklit edelim, belki de çoktan unuttuğunuz belki de önemsiz gördüğünüz biriyle tekrar karşılaşmamı anlatacağım. Bir imza çıkışıydı. Kahvem yarısı soğumuş halde geniş bir bardağın içinde masanın bir ucunda duruyor, ben ise defterin üstüne eğilmiş halde karakterler ve cümleler karalıyordum. "Kahveye alerjin olduğunu sanıyordum." Şimdi hatırladınız mı onu? "Öyle mi demişim? O an öyledir." Buna pek takılmadı. Neden acaba? "Oturabilir miyim? Nasılsın?" Pek cevap vermedim aslında ama yine de oturdu. Dikleşmemiş, halen daha kambur bir vaziyetteydim ama gözlerimle onu süzdüğüm kısa bir aralıkta tüm odağımı dağıtmıştı. "Nasıl olmamı beklersiniz?" "Annenizden sonra... Tabii, kolay değil, affedersiniz." "Annem mi? Annemin nasıl olduğumla ne alakası var şimdi?" "Vefat etti demiştiniz, bankta otururken hani." Ah. Bir yalan, iki yalan, üçüncüsü kovalanan. "Öyle mi demiştim sahiden?" "Yani, kelimesi kelimesine artık yok demiştiniz ama... Yanlış mı anladım ki acaba?" Gergince gülüyordu şimdi. Ona ne söylediğimi hatırlamıyordum; onu hatırlamıyordum, yalnızca rahatsız edici bir titreşim vardı, sanki bir şeyler tırmalar gibi, içimi rahatsız ediyordu. "Yo, yo. Doğru anlamışsın. Yalnızca zamanlaması yanlış o kadar." "Fuar oldukça kalabalıktı, değil mi?" "Evet, boğucuydu." "Hiç kitap aldın mı?" "Hayır, vaktim olmadı." Kaşları havaya kalktığında bir şeyler söylemek üzereydi ama sonra vazgeçti. Ne zaman gidecekti acaba? Dirseklerimi masaya dayadım, parmaklarımı birleştirdim ve çenemi de üstlerine koydum. "Biliyor musun?" dedim kelimeleri yuvarlayarak. "Seni üçüncüye görüyorum ve bu genelde ölüm demek." "O ne demek şimdi?" "Bilirsin, birini üç kez görürsem sonunda muhakkak ikimizden birinin başına bir musibet gelir. Ölüm, sakatlık, hastalık..." Omuzlarında her ne varsa gitmişti ansızın. Daha neşeli, daha rahatlamış duruyordu. "Hayatında hiç kimseyi üçüncü kez görmedin mi yani? Bunu mu demek istiyorsun?" "Hayır, gördüm işte. Sonrasında hep bir sorun çıktı yalnızca, onu diyorum." "Buna inanıyor olamazsın?" "Neden?" "O zaman anneni de mi hiç üç kez görmedin? Ne saçma şey bu." "Öldü işte. Üçüncüde." "Affedersin, öyle söylememeliydim." "Sorun değil." "Az önce uyduruyordun, değil mi?" "İstediğine inan." Gözleri soğumuş kahvemin üzerindeydi. Dudakları hafifçe, bir şeyin gerçekliğini kavramış, bir ölümü kabullenmiş, hayal kırıklığını bekliyormuş zaten gibi hüzünle kıvrıldı. "Seni rahatsız ediyor olmalıyım," dedi. "Kusura bakma. Gideyim ben." Yalnız duruyordu biliyor musunuz? Ama bir o kadar da istediği her şeyi elde edebilecek tüm özgüvene sahip gibiydi. Tüm o neşeli konuşması ve sevecen yaklaşımları... Neden benim yanıma, üç kez, inatla yanaşıyordu anlamıyordum. Gudubet duruyordum, biliyorsunuz. "Bana bakınca gerçekten var olduğuma inanıyor musun?" dedim o kalktığında. Sessizlikte, o bakışma anında kafas…

Bölümün tamamını WritePad'de oku