hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu

4-eksik ve ruhsuz fotoğraf kareli

Yazar:

hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu - bizâr kitap kapağı
hiçin umuduyla her şeyin umutsuzluğu kitap kapağı

"Taşıdığım yük fazla ağırdı ve sırtım kamburlaştı." -kafka • Düşününce, hayatın beni pek de bir yere götürdüğü yoktu. Olduğum yerde, büyüdüğüm çevrenin pek de dışı olmayan bir dairede dönüp duruyordum. Birkaç otobüsle eski evimize gidebilir ve adımlarımla geçtiğim tüm okulları ziyaret edebilirdim; anneme ulaşmam otelin oradan tek otobüs sürerdi, evimdense iki ve de yürüyüş; otel ile evim arası ise yalnızca iki tanelikti ama genelde ikincisini atlıyordum ve bu da bir otobüs ile yürüyüş demekti. Menesa ile evime giderken de yürümüştük ama bu ilerisinin konusu. Olayları sıraya koymam gerekiyor ama ben sürekli diğer bölümlere atlıyorum, biliyorum. Sizi epey bir sıkmış olmalıyım. O halde, kendimi anlatmam için ayrılan kısmın sonuna yaklaşmışken en önemli iki meseleye gelelim ve bunlardan ilki ile başlayalım: Fotoğraflar. Evim küçük bir yerdi, takdir edersiniz ki vaktimin çoğunu otelde geçirince fazlasına ihtiyaç duymuyordum. Kapıdan girildiği gibi karşıdaki kirli beyaz duvarda bir yatak, yanında pencere ve önünde de üstü ve altı kitaplarla dolu, tek bacağı diğerlerinden milim kısa olduğundan eğimli gariban bir masam vardı; dışarıda terk edilmişken bulmuştum kendisini. Nokta nokta sigara delikleri olan, eskiden kırmızı ama şimdi oldukça soluk renkte bir halı, boylu boyunca tüm tahta zemini kaplıyordu öyle ki kenarlarını duvara doğru kaldırmak zorunda bile kalmıştım. Bunu eskiciden aldım ama bol bol yıkadım, merak etmeyin. Yatağın ayakucunda kalan yer kule kule kitaplarla devam ediyordu; yan duvarında, banyo kapısının hemen yanındaki boşlukta bir askılık vardı, birkaç parça kıyafetim orada duruyor ama otel üniformam poşetlenmiş bir şekilde giriş kapısının arkasına çaktığım çivinin üstündeydi elbette. Bu askılığı da iki mahalle ötede oturan bir marangoz ve eşi, elimde fotoğraf makinem, aylak aylak dolandığım bir öğleden sonra dükkânın önünde bir sandalyeyi boyamalarına yardım etmemin ödülü olarak hediye etmişti. İnsanlar bana bir şeyler vermeyi seviyordu sanırım. En azından bir kısmı. Ufak bir kısmı hatta. Bir liste falan tutmuyorum, öyle düşünmenizi istemem. Tabii yüzüme bakmaya tenezzül etmeyenler de vardı. Bu da önemli değil gerçi. Kimseden bir karşılık bekleyerek yardım teklif etmiyordum, yalnızca yapıyordum işte. Böylesi hafiflik veriyordu, öteki türlü yanlarından geçip gidersem bir hata yapmışım gibi hissetmekten kurtulamıyordum. Hoş, bir tebessüm iyi olabilirdi ama önemi yok. Sonra bir de mutfak vardı. Menesa'nın en sevdiği kısım mutfak, bahsetmezsem kesin dramatik bir hikâye uydurur o yüzden müsaade edin: Evin geri kalanının aksine koyu bir yeşile boyalı duvarları ile mutfak, uzunlamasına dardı ve tek penceresinin önünde duran radyo eşliğinde hazırladığım hızlı kahvaltılarla oldukça neşeli kalıyordu. Dolapların üstleri şu an sade bir kahverengiydi ama daha sonra renkleneceklerdi. Sizin şimdi bilmenize gerek yok tabii. Evin duvarları, işte sizi ilgilendiren kısım, resimlerle kaplıydı. Dikdörtgen veya kare boyutundaki çıktılar genellikle siyah beyaz olmakla birlikte bazılarında tek renk çalışmalarımdan kalma kırmızı veya mavi tonların parlaklığı da vardı. Onları hiçbir zaman sevemedim. Bunu kimse bilmiyor, genelde gülümser ve devam ederim ama hiçbiri anneme göstermek için çektiklerim gibi değildi. Sebeplerinin renksizlik olduğunu düşündüm, sanki annem görecekmiş gibi davrandım ve renkleri tekrar denedim; kendimi kandırarak, çocuksu bir hevese inandırarak ama hayır, sorun renkler değildi. Artık anneme gösterecek yeni bir şeylerimin olmamasıydı sorun. Odasından çıkmayan o kadına hevesle dışarıyı taşıyan çocuk olmamamdı. Bana ihtiyacı kalmamış oluşuydu. Asla aynı hisleri yakalayan karelerim olmadı bir daha. Ruhsuzlardı. Eksik. Sonra bir gün Menesa onları gördü. Kapısının önüne ikinci oturduğum o günden sonra, itiraflar hakkında yaptığımız ilk sohbeti takip eden günlerde, tepkimi ölçmek istercesine temkinle beni izlerken ve gülümsememin omuzlarındaki yükü kaldırışıyla beraber yanıma daha rahat yanaştığı vakitlerde elimdeki makineye…

Bölümün tamamını WritePad'de oku