Sabahın İlk Işıkları
Yazar: Liana

Bölümün şarkısı: Raf Sesim epey yükselmişti. Bağırmaktan nefret ederdim. Büyüklerime bağırmaktan nefret ederdim. Büyüklerine bağıranların hep şımarık çocuklar olduğunu düşünürdüm. Yani ablam öyle düşündüğü için bu düşünce bana da yansımıştı. “Bana sesini yükseltme Alisa! Her zor durumda kaldığında onu suçluyorsun zaten!” Burnumdan soludum, dişlerimi sıkıyordum. Elimin içine batırdığım tırnaklarım yüzünden avucumda hilal şeklinde küçük delikler oluşmuştu. Kuzey abi-kardeş kavgamızın ortasında kalmıştı ve gergin bakışlarla bizi izliyordu, haklıydı da. Kim bu ortamda gerilmezdi ki? Konu bir ödülden aile tartışmasına dönmüştü. “Sakin olur musunuz, lütfen?” İkimiz de Kuzey’e baktığımız an kendimize gelmiştik. Bu çok utanç vericiydi, oteline ortak olacağımız arkadaşımızın önünde ailemiz hakkında tartışmaya başlamıştık. Çocukçaydı. İlk af dileyen abim oldu. “Özür dileriz, Kuzey. Bize yakışmayan tavırlarda bulunduk. Bizi affet.” Ben de hafif kaşlarım çatılmış bir şekilde pişman bakışlarla gözlerine baktım. “Sorun değil, lütfen tartışmayın. Akşamı güzel bitirmek için biraz bara gitmeye ne dersiniz.” Ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Ve becermişti de. Abimle onayladık ve bara doğru yürümeye başladık. İçkinin boğazımda bıraktığı sıcak yanma hissi sakinleşmeme yardımcı olmuştu. Gecenin geri kalanında ortama hala bir gerginlik hakim olsa da gece kötü geçmemişti. Odama çıktığımda çok yorgundum. Makyajımı temizler temizlemez kendimi yatağa attım. Hemencecik uykuya dalıvermiştim. Koşuyordum. Son süratle koşuyordum. Nefes nefese bir şekilde arkama bakmadan ilerliyordum. Böyle koşmaya devam edersem yine bana kızacaktı. Korkak mısın, diyecekti. Yüzüme o pis kahkahasını atacaktı. Ne kadar kaçsan da o seni kovalayacak, diyecekti. Küçümseyici gözlerle bana bakacaktı. Senin yüzünden, diyecekti. Ve ölümün acısını ilk kez çekerken suçu bana atacaktı. Ardından hiçbir şey olmamış gibi babamların yanında yalandan beni övecekti. Ve babamların onu benimle kıyaslamalarını sağlayıp iltifatları yine kendi üstüne alacaktı. Kendinden küçük bir kızı bile kıskanırdı o. Kardeşi olmama rağmen çekemezdi o beni. Durdum. Kalbim güm güm atıyordu. Elimi kalbime götürdüm ve nefesimi düzenlemeye çalıştım. Karşıya baktığım an onun yüzü karşımda belirdi. O pis gülümsemesiyle kahkaha atıyordu. “Korkak mısın? Daha ne kadar kaçacaksın Alisa? Sen kaçtıkça gerçekler seni kovalayacak.” O anın öfkesiyle arkama baktığım an yine o manzara karşımdaydı. Annemin ölmüş bedeni. Çığlık atarak nefes nefese uyandım. Etrafıma bakındım. Yüzüme bir tokat atarak gerçeklikte olduğuma inanmak istedim. Neyse ki buradaydım. Ya da maalesef mi demeliydim? Saate baktım. Saat henüz sabah dörttü. Günün aydınlanmasına dakikalar vardı. Kendime gelmem gerekiyordu. Bu kabuslarımın enerjisiyle dolmuş odada kalmak istemedim. Terliklerimi giyerek hiçbir şey düşünmeden odadan çıktım. Üzerimde pijamalarım vardı. Bu saatte kim uyanık olurdu ki? Ya da kimin umurunda olurdu üzerimdeki pijamalar? Otelin bahçesine çıkıp etrafta dolaşmaya başladım. Birkaç çalışan vardı. Onlar da beni görmemişlerdi. Sabahın ilk esintisiyle irkildim ve kendime sarıldım. Otelin oturma yerlerinin orada birisi oturuyordu. Gözlerimi kısıp doğru mu görüyorum diye tekrar baktım. Oturan kişi Kuzey’di. Elinde bir ayran kutusu vardı ve yere bakıyordu. Bu adamın bu saatte burada ne işi vardı? Üzerinde dün akşam giydiğinden farklı kıyafetler vardı. Bej rengi bir bermuda şort ve üzerine aynı tonda bir gömlek giymişti. Yanına gittim. Beni görünce kaşları çatıldı ve beni süzdü. Her gün şık giyinen birini böyle pijamalarla görmek garibine gitmiş olmalıydı. Yanına gidip çaprazına oturdum. İlk konuşan o olmuştu. “Bu saatte ne yapıyorsun Alisa? Hasta değilsin değil mi?” “Hayır, bir şeyim yok. Uyku tutmadı sadece. Ondan biraz çıkıp nefes alayım dedim.” “Anladım. Üşümüyor musun?” Cevap vermeme izin vermeden yanına koyduğu ceketini aldı ve kalkıp omzuma yerleştirdi. “Teşekkür ederim.” “Rica ederim,” yüzüme bir göz gezdirdi ve kaşları çatıldı. “Biraz solgun g…