KUTU
Yazar: şarap

öncelikle merhaba, ilk bölümümüz tam olarak burada başlıyor. Nasıl anlatırım bilmiyorum ama, onlarla çok öncesinde karşılaşmış olsam da psikolojik olarak çıkıntılı bir dönemde tanıştım. Yaklaşık, iki hafta önceydi sanırım. Her şeyden vazgeçeceğim zaman tekrar karşılaştık. Öncelikle elimden geleni yapmaya çalışarak yazdığımı söyleyerek başlamak istiyorum <3 Birbirimize iyi geleceğimizi ümit ediyorum. Ben o tarih ile başlıyorum. Tanıştığımız değil, her şeyin başladığı karşılaştığımız o tarihle: 12/06/2026 sizinle ne zaman karşılaştık? Acının İlacı - Adamlar - 2017 Belki bu yol uzun değildir, belki de her şeyi yarım bırakmak olur bir gün çözümüm, ama o zaman gelene kadar bu yol bizim için çiçekler açaçak. ♙♖♘♗♕♔ 🙾🙾🙾🙾🙾🙾 ARZU ÇETİNLER Tüm neslin altın ayyaşlı göz yaşlarındaki yağmuru, aidiyetine münasip bulunduğumuz duygularımız hikaye edinmiş vaziyette. Tek değiliz biz bir bütün 4’üz. Her birimiz bir his, her birimiz bir duyguyuz. Yeni günler ve yeni yüzler hayatın gerçekliğinin kaçınılmaz kanıtı, şayet bunlar bile pragmatik sistem boyundurluğunda sürdürülmek isteniyorsa ne anlamı kalır “hayat”ın? Başlatın şimdi ömürlük savaşı, çünkü açıkça söylüyorum. Benim neşelere kahkahalar veren duygum, başka insanları hükümsüz arzuya bağımlı eden onu uyuşturup çölleştiren bir eylem taneciği. Lanet verici bir iç çekişin ve özlem dolu ekşi duygunun ardından tatlı gülümsememi simamda vuku buldurdum ve saçlarıma dökülen kar taneleri eşliğinde, kucağımda tuttuğum bir paket poğaçaya sıkıca sarıldım ve Kutu ’daki arkadaşlarım için adımlarımı hızlandırdım. İçimizde yemek yapmayı tek bilen kişi olmasam da en iyi bilen ve yaparken bu işten keyif alan tek kişiydim. Bu işi büyük bir hasret ve koca bir yükle yapsam da her seferinde daha iyisi olacağını düşünerek ilerlemek bana mutluluk veriyor ve bir yerlerde benimle hala gurur duyduklarını hissettiriyordu. Soğuğun kesiciliği yanaklarımı kıpkırmızı ederken yüzümü biraz daha sıcak poğaçaların bulunduğu pakete yaklaştırdım. Havanın soğuğu tenimi öyle bir siliyordu ki, parmak uçlarıma kadar titriyor olmama rağmen rahatsızlık hissini bulamıyordum. cebimdeki birkaç titreyişle birlikte ufaktan irkildim ve telefonumu çıkardım. Ekranda Barış’ın ismini görmemle nefesimi verdim. “Efendim?” diye açtım neşeli ve soğuktan titreyen sesimle. “Tamam Zuzu, geç kaldın işte. Gelsen mi artık diyoruz?” Cümlesinin sonundaki noktalama işareti kıkırdayışım oldu. Bıkkın bıkkın nefes verdiğini görünce yavaştan sinirlendiğini anladığım için uzatmadan yaklaştığıma haber verdim. “Bir de bu havada yürüyerek geliyorum de, iyice delirt beni.” Birkaç saniye duraklamamla birlikte adımlarımı daha da hızlandırdım. “Durağa yürüyordum.” Diye yalan söylesem de ne yaptığım konusunda oluşturduğu fikrinden haklı olarak caymadı. Bir şey demeden telefonu kapattı. Dudağımdaki hafif bükülme ve yüzümdeki asıklıktan poğaçalarımın hala sıcak olması tesellisiyle sıyrıldım. Kutuya vardığımda beni hoş görüntüsü ve melankolik tatlı tavrıyla Emel karşıladı. Terden hafifçe alnına yapışmış ve yağlanmaya başlamış güzel saçlarını geriye itti. Muhtemelen yeni uyanmıştı, gözlerinden hala yorgunluk akıyordu. Mırıltıyla hoş geldinimi bana verdiğinde kıkırdadım ve ayakkabılarımı çıkarıp yanağına tatlı bir öpücük bıraktım. Yüzüne zoraki yayılan gülümsemesi ile içeri geçmem için kapıyı biraz daha araladı. “Şükür ya, midem sırtıma yapıştı.” Arkadan bıkkın bıkkın, birbirine girmiş sarı saçlarıyla Akif belirdi. Gözlerini ovuşturup dik bakışlarını bir tur üzerimde gezdirdi. Dişlerimi göstererek gülümsedim ve yavaşça paketi ona uzattım. Tatlı gülüşüyle kucağımdaki sıcaklığına elveda demeye hazırlanan poğaça paketini aldı. Güzellerinden birini seçti ve mutfağa doğru adımladı. Koşar adım peşinden gittiğimde Emel sanki göreviymiş gibi heyecanla yere attığım ceketimi alıp askıya asmıştı bile. Akif elindeki peynirli poğaçadan koca bir ısırık aldığında yere dökülenler sadece Barış’ın umruna taş değirmişti. Barış Akif’e öfke dolu gözlerle bakarken, Akif aldığı ısırığın mut…