Bir haziran günü
Yazar: Ada-books

Yazın kokusunu hep sevmişimdir. Bana göre her mevsimin bir kokusu vardır ama haziranınki bambaşkadır. Deniz, güneş kremi, sıcak asfalt, karpuz… Hepsi birbirine karışır ve insanın içine tarif edemediği bir umut bırakır. Bugün okulun son günüydü. Zili duyduğum an herkes çığlık atarak sınıftan çıktı. Ben ise birkaç saniye yerimde oturup boş sıralara baktım. Bir yıl daha bitmişti. Çantamı omzuma taktım ve okulun bahçesine çıktım. Güneş yüzüme vurunca istemsizce gözlerimi kıstım. “Hoş geldin, yaz,” diye mırıldandım. Eve vardığımda annem mutfakta yemek hazırlıyordu. “Bugün çok mutlu görünüyorsun,” dedi gülümseyerek. “Çünkü artık alarm kurmayacağım.” İkimiz de güldük. Tam masaya oturacakken annem elindeki zarfı bana uzattı. “Bunu görünce senin de mutlu olacağını düşündüm.” Merakla zarfı açtım. İçinden yazlığımızın anahtarı çıktı. Bir an donup kaldım. “Yarın gidiyoruz.” Kalbim hızlandı. Yazlığımız… Çocukluğumun geçtiği, denize yürüyerek indiğim, her köşesini ezbere bildiğim o küçük sahil kasabası… Belki hiçbir şey değişmemişti. Belki de her şey değişmişti. O gece valizimi hazırlarken dolabımın en arkasında eski bir fotoğraf buldum. Fotoğrafta sekiz yaşındaki ben, elimde erimiş bir dondurmayla gülümsüyordum. Fotoğrafın arkasında kendi çocuk yazımla tek bir cümle vardı: “Seneye yine görüşürüz.” İçim garip bir şekilde ısındı. Belki de bazı sözler yıllar geçse bile insanın içinde yaşamaya devam ediyordu. Ertesi sabah erkenden yola çıktık. Camı açtım. Saçlarım rüzgârla savrulurken gözlerimi gökyüzüne çevirdim. Bulutsuz, masmavi bir gökyüzü… Tam bir haziran sabahı. Kasabaya girmemize birkaç dakika kala arabamız kırmızı ışıkta durdu. Sıkılmış bir şekilde etrafı izlerken kaldırımın karşısında duran birini fark ettim. Koyu kumral saçlı bir çocuk… Beyaz tişörtünün kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Bir eli cebindeydi, diğer elinde ise erimiş bir dondurma vardı. Tam o sırada başını kaldırdı. Göz göze geldik. Sadece birkaç saniye sürdü. Yeşile çalan koyu ela gözleri, sanki beni yıllardır tanıyormuş gibi sakindi. Araba yeniden hareket etti. Arkamı dönüp bir kez daha baktım. Hâlâ aynı yerde duruyordu. O an bunun sadece kısa bir bakışma olduğunu sanmıştım. Meğer o bakış, hayatımın en güzel yazının ilk cümlesiymiş.