0.2
Yazar: Yakamoz rüzgarı

Sen çok sev de bırakıp giden yar utansın... (Necip Fazıl Kısakürek) "Sen nereye gideceksin" Diye sordu abim. Elimdeki reçelli ekmeği ağzıma atarak cevap verdim. "Dolaşacağız Sahra'yla." Abim Sahra ismini duyunca modu düştü. Sahra yakın arkadaşımdı. Küçük bir kreşi vardı. Beş yaş çoçuklara eğitim veriyordu. Abim de kendisini biraz seviyordu fakat imkansızlardı. Sahra abime net bir dille evlenmeyi düşünmediğini, abim ise Sahra'ya net bir dille o evlenmeyi düşünene kadar evlenmeyi düşünmeyeceğinden bahsetmişti. Yani işleri acayip derecede karışıktı. Ben karışmıyordum. "Abla gideceğiniz yere bırakırım istersen," diye sordu Tuna. Kafamı sallayrak nazikçe reddettim. Kahvaltı masasında oturuyorduk Tuna üniversiteye gidecekti. Abim dükkana, ben ise bugün kendime mola vermiştim. Eksiklerim vardı resim fırçalarım yıpranmıştı kendime yeni alet edevat almam gerekiyordu. Annem ve babam sessizliğini bozdu. İlk defa konuşmamaya yemin etmiş gibilerdi. "Akın şu çayımızı doldurur musun?" Bizim evde işi illa kadın yapacak diye bir unsur yoktu. Tuna evi temizlerdi, abim bulaşık yıkardı. Bende tabiiki kaçmaz ve bir işin ucundan tutardım. Fakat erkek otursun kız yapsın tarzında saçma bir kavram ile yetiştirmemişti ailem bizi. Abim kalkıp çayları tazeledi. Bu durumdan gocunmadı. Yok evin kızı Asena o kalkıp doldursun tarzında çoğu ailede kullanılan saçma tabiri de kullanmadı. Çünkü olması gereken buydu. Dinde bu vardı. Adetlerde ise kadınlara zorluk çıkarmaktan başka hiçbir şey yoktu. Ve biz her zamanki gibi adetlere göre değil. Ayetlere göre yaşayan bir aileydik. Tabağımdaki yemekleri bitirip hazırlanmak için kalktım. Birazdan Sahra arardı. Anlayamadığım bir şekilde hızlı hazırlanıyordu ve ben her seferinde ondan azar yiyordum. Hemen hazırlanmak için odaya geçtiğim sırada Tuna arkamdan gelerek beni korkuttu. "AY! Tuna aklın yerinde mi senin ne yapıyorsun?" Salak gibi gülmeye devam etti sanki O'na çok güzel bir şey söylemiştim ya. "Tamam ağlama canım ablam. Niye ağlıyorsun? Abla iyi misin?" Yalandan sıraladığı cümlelere gözlerimi devirerek baktım. Çok severdi birileriyle uğraşmayı. Abim içerden bağırdı. "İkiniz de hazırlanın ben bırakacağım sizi gideceğiniz yere." Annem aklına girmediyse ben de neyim. On beş dakikada hazırlanmaların en hızlısını gerçekleştirip aşağıya indim öyle ki, Tuna salağı bile benden sonra aşağıya inmişti prenses. Arabanın ön kapısını açtığım sırada abim yandan seslendi, "Oraya Ateşhan abin binecek." Ne? ABİ Mİ? Ne ara abimiz oldu Asena? Arka kapıyı açıp Tuna 'nın yanına oturduğum sırada gıcık gıcık sırıtıyordu. Sabır ne güzel nimetti. Ateşhan (abi) güya gelip ön koltuğa oturduğunda selam verdi. Acaba ne zaman gidecekti? Veya yaptığım keklerden yemiş miydi? Niye kendime böyle saçma salak sorular soruyordum ki? Yemişse yemiştir zaten benim yaptığımı bimiyor. Abim bir kaç sokak geçip Sahra'nın evinin önünde durduğunda, "Kendinize dikkat edin bir şey olursa ararsınız," dedi. Ne düşünceli ya. Asla Sahra yanımda olduğu için değil. Sahra'nın bir ailesi yoktu. Dayısı ve yengesi vardı onlarda Sahra'yı istemiyorlardı. O'nu bir yük olarak görüyorlardı. Bunu bilen abimse Sahra hiç bilmesede adeta bir bodygard edasıyla onu gizliden gizliye koruyordu. Kreşteki çocukların sıkıntılı velileriyle dahi ilgilendiği zamanlar oluyordu. "Teşekkür ederim," diyerek arabadan indim. Ne bu sendeki nezaket Asena? Acaba? Neyse yolumuza dönelim bakalım. Sahra elinde peçetelerle yanıma gelince anlamsız bakışlarla O'na baktım. "Hastayım," diyebildi. Elim kalbime gitti bağışıklığı ultra düşük olan kalbime. "Geçmiş olsun canım bana da geçmemiş olsun." Güldü. abim O'nu bu halde görseydi hastaneye götürmem için bana yalvarabilirdi. Ama Sahra ciddi bir şey olmadan asla hastaneye gitmezdi. "Kreşteki çocuklardan geçti herhalde. Salgın var sende dikkat et." Kafamı salladım. Yan yana yürümeye başladık bakalım bu ayaklar bizi nereye getirecekti. _____________•°•_______________ Eve geldiğimizde başım öyle ağrıyordu ki, sıcak bir duş alıp kendimi yatağa fırlattım. Faka…