🪽 HİSSETMEK 🪽
Yazar: Lea Andrea

Melek, hissedeceğini asla düşünmediği duyguları hissediyor. Adrian isimli adamla tanıştığı andan beri, meleğin içinde bir şeyler oluyor. Cennetteki meleklerin hissetmemesi ama bilmesi gereken bir şey… Adrian ve Laylah, bunu sonsuza dek yapabileceklerini anlayana kadar konuşuyor ve yürüyor. Lahlah için sonsuzluk hiçbir anlam ifade etmezken Adrian için sonsuzluk, öleceği zamana kadar demek oluyor zira adam, öleceğini ve kimsenin onu kurtaramayacağını biliyor. İnsanlar ölür, bu doğanın kanunudur. Ancak melek, bunu henüz fark etmiyor. Bir zamanlar bir doktor olduğundan ve insanları kurtardığından bahseden Adrian’ın neden geçmiş zaman kullandığını bilmesine rağmen bunu yine de soruyor Laylah. Adam ise yalnızca yakışıklı yüzünde kırık bir gülümsemeyle karşılık veriyor ona. Adam epey yakışıklı ve zeki fakat Laylah’nın bildiği sebepten dolayı milyon parçaya ayrılmış gibi görünüyor. Bu, kaybettiği tek çocuk değil , diye düşünüyor Laylah. Bildiği ve gördüğü kadarıyla bu adam çocukları çok seviyor lakin çocukları tek tek kaybediyor, kendi çocuğunu bile … Adamın kırık tebessümünü gördüğünde onu iyileştirmek istiyor Laylah. Hissedeceğine inanmamış olmasına rağmen bunu hissediyor . Beyaz saçlı melek, adamın ölü kızıyla beraber ameliyat masasında kaybettiği çocukları geri getirmek istiyor. Tanrı ile ikinci kez yüzleşip bir kez daha sürgüne gönderilme ihtimaline karşın bunu yapabileceğine inanıyor. Lakin bunu yapamaz . Kesinlikle yapmamalı. Artık bir melek olmadığı gerçeği düşüyor zihnine, hızlıca. Artık bir melek değil. Kanatları kırılmış… Bu gerçeği düşünür ve zihninde evirip çevirirken bedeni donakalıyor. Karanlıkla karşılaşmışçasına yüzü düşüyor, gözlerinin parlaklığı sönüveriyor. Tüm varlığının sona erme ihtimaliyle karşı karşıya geliyor zira bu görevinde başarısız olacağını biliyor. Başarısız olduğunda, tüm dünya Lucifer’ın ellerine kalmış olacak. Şeytan, tüm dünyanın yanmasını bir gülümsemeyle izlerken melek ise şimdi griye dönmüş ve kırılmış olan -ayrıca yanındaki adama görünmez olan- kanatlarıyla birlikte kül olup yanacak. Adrian, genç kadının mutsuz ifadesini fark ediyor. “Sorun ne?” diye soruyor usulca, başından beri yakın arkadaşlarmış gibi kadının ellerini tutuyor. “Hiçbir şey,” diye yalan söylüyor melek. Adama tüm gerçeği söyleyemez zira eğer söylerse adam arkasına dahi bakmadan kaçar, melek bunu biliyor. “Dinle, Laylah,” diyor Adrian. “Hayatıma devam etmem gerektiğini biliyorum. Bir sorun olmadığını biliyorum. Fakat bunu yapamıyorum. Yeni bir yere taşınsam ve dünyayı farklı bir açıdan görsem belki hayatıma devam edebilirim. Çünkü dünya çok güzel ve görülmeye değer, değil mi? Her şey harika. Benim dışımda …” O anda, adamın kahverengi gözlerine bakarken meleğin içinde bir şeyler oluyor. Yine. Bir his , midesinden nefes borusuna ve oradan da ağzına kadar tırmanıyor. Birdenbire adama, gerçekten sorun yok çünkü her şey çok güzel olacak , demek istiyor. Ne olursa olsun dünya iyi ve güzel kalmaya devam edecek. İnsanlar kaba ve bencil olsa da, dünyayı çirkin bir yer hâline getirse de dünya bazılarına güzel kalmaya devam edecek. Nitekim hayat güzel ve yaşamaya değer. Bu yüzden Laylah, dünyaya kaosu getirmemeli ve dünyayı yıkımın eşiğine getirecek olan Şeytan’a yardım etmemeli. Hayat güzel. İnsanlar zeki. Dünya, yaşamak için iyi bir yer. Ayrıca bu adam, sebep olduğu şeyler için vicdan azabı çekerek bunun kefaretini ödüyor ve iyi bir yerde iyi bir şekilde yaşamayı hak ediyor. Dudaklarına kadar ulaşan bir his, meleğin var olduğunu bilmediği göz pınarlarında daha önce hiç tatmadığı bir duyguyla ağlama isteğine neden oluyor. Derken titrek bir nefes alıyor ve birkaç damla gözyaşı, gözlerinden süzülerek yanaklarına düşüyor. Şaşkınlık içerisinde fark ediyor. Melek, ağlıyor. Melek, ağlıyor çünkü dünya bu kadar çabuk sona ermeyi hak etmiyor. Melek, üzülüyor çünkü adamın duygularını anlayabiliyor. Empati yapabiliyor. Melek, insanlar adına kötü hissediyor çünkü dünyayı kurtarmak için artık çok geç olduğunu düşünüyor. Melek, yeni tanıştığı bu adama…