🪽 BULMAK 🪽
Yazar: Lea Andrea

Adam, her şeyin renksiz ve anlamsız olduğunu düşündüğü anda birdenbire bir melek çıkıveriyor karşısına. Ona, bir oyun parkında rastlıyor. Meleğin göz alıcı güzelliği karşısında dili tutulmuşçasına adamın tüm düşünceleri duruluveriyor. Oyun parkının bir bankında oturuyor melek. Çevredeki mutlu çocuklara bakıyor öylece. Bu genç kadının önce sarı-beyaz saçlarını gören adamın zihnindeki ilk düşünce, çok güzel , oluyor. Kadının eşsiz güzellikteki saç rengi, biraz sonra yüzünde oluşan küçük tebessümle ve beyaz teninde oluşan tatlı ifadeyle birleşince kadının inanılmaz bir güzelliği olduğunu fark ediyor adam. Bu tebessüm ancak insanüstü bir varlığa, bir meleğe ait olabilecek derecede saf. Bu, adamın aklına başka bir düşünceyi getiriyor: Kadın, bir meleğe benziyor. Meleksi bir aurası var. Hâlâ çocuklara bakan genç kadının gülümsemesi genişliyor. Çocukları düşündüğünde güzel yüzü aydınlanıyor sanki. Adam ise bunun nedenini merak ediyor. Belki de kadının bir zamanlar bir çocuğu vardı, diye düşünüyor. Kadın, tıpkı onun gibi çocuğunu kaybetmiş olabilir. Ya da sadece, çocukların mutlu olması onu mutlu ediyor olabilir. Birdenbire, kadın adamın bakışlarını fark etmişçesine başını çevirerek ona bakıyor. Kadın, adamın onu gördüğü gibi görüyor onu. Tam o sırada, farkında bile olmadan gülümseyiveriyor adam. Kadının, kuşlarla dolu bir gökyüzünü andıran mavi gözlerine gülümsüyor. “Çocukları sever misin?” diye soruyor. İki çift göz hâlâ birbirine bakıyor. “Evet,” diye cevap veriyor genç kadın. “Çocukları gerçekten çok severim.” Adam, hâlâ gülümserken başını yavaşça sallıyor. “Ben de ama…” Birden duraksıyor. Acı gerçeği hatırlıyor. Bunu öylece başka bir insana söyleyemeceğini biliyor. Lakin melek, bunu zaten biliyor . Adamın, ameliyat masasında bir çocuğun hayatını kaybetmesine neden olduğunu ve çok fazla üzüntü duyduğu için de işi bıraktığını biliyor. Ona baktığında adamın içini görüyor. Bir zamanlar rengarenk olan adamın aurasındaki renklerin soluklaştığını ve çoğunlukla griye döndüğünü fark ettiği gibi onun tüm hayatını, hatta adamın hayat amacını aradığını artık biliyor. “Ben Laylah ,” diyor meleksi gözleri parıldarken. Yanındaki kadının meleksi güzelliğine bakmaya devam ederken adam bir süre sessiz kalıyor. Hayatında gördüğü en güzel kadını incelerken merak ediyor. Bir kadın nasıl bu kadar güzel olabilir? Zira kadın sanki başının üzerinde bir hale ve bedeninin çevresinde parıldayan bir ihtişam varmışçasına eşsiz bir güzellikte görünüyor. Kadının dış görünüşü kadar içinin de güzel olduğunu bir şekilde hissettiğine inanıyor, bu yüzden onun melek gibi olduğunu düşünüyor ya zaten. Parmaklarını, kıvırcık birkaç tutamı düzeltmek için kahverengi saçlarının arasından geçiriyor. “ Adrian ,” diye cevap veriyor kadına. Yakışıklı adamın koyu kahve gözleri, gerçek bir melek olduğunu bilmediği kadının meleksi yüzüne ve mavi gözlerine odaklandığı dakikada ikisi de bir şeyin farkına varıyor. Uzun zamandır aradıkları bir şeyin. Melek, insanoğlunu anlamak için bulması gereken duyguyu nerede ve nasıl bulacağını anlarken adam ise hayatının anlamını nasıl bulacağını artık biliyor. Nihayetinde dünya, onlar için daha yeni yeni canlanmaya başlıyor.