Harese : Soğuk Bedenler "Ölüm Dansı"

KARANLIK

Yazar:

Harese : Soğuk Bedenler "Ölüm Dansı" – Zilan Erbek Arıkan kitap kapağı
Harese : Soğuk Bedenler "Ölüm Dansı" – Zilan Erbek Arıkan kitap kapağı

Bölüm görselleri

Harese : Soğuk Bedenler "Ölüm Dansı" - KARANLIK bölüm görseli 1
Harese : Soğuk Bedenler "Ölüm Dansı" - KARANLIK bölüm görseli 1
Harese : Soğuk Bedenler "Ölüm Dansı" - KARANLIK bölüm görseli 2
Harese : Soğuk Bedenler "Ölüm Dansı" - KARANLIK bölüm görseli 2

Merhaba sevgili okurlar, Yeni bir bölümle karşınızdayım. Söz verdiğim gibi her hafta yeni bölüm gelecek. Ama sizden ricam okumak için bölümleri biriktirseniz dahi oy vermeyi unutmayın ki kitap listelerde üst sıralara yerleşsin ve daha fazla okura ulaşsın.❤️‍🔥 Yorum ve eleştirilerinizi eksik etmeyin lütfen. Unutmayın ki ilerlemek için size ihtiyacım var. Sevgiyle kalın 🥀 Keyifli okumalar dilerim... İlk hareket ettiğimiz andan itibaren, saymayı alışkanlık haline getirdiğim, adımlarım artık birbiriyle uyumsuz açılarda yan yana düşüyordu. Dört yüzüncü adıma ulaştığımda biçimsizleşen adımlarım ile, her yirmi metrede bir kıvrılan, mağaranın soğuk koridorlarında ilerliyordum. Üzerindeki ağırlık aynı olsa da her adımımda daha da ağırlaşan, ellerimden kayan, çadır yorgun bedenime durmam için baskıda bulunuyordu. Yorgun ruhumu ayakta tutan öfkem ve çadırın üzerindeki yaşamı ellerimde tutuyor oluşum beni yürümeye teşvik etse de ilerleyebildiğim on adımdan sonra pes ettim. Ellerimdeki çadırı yavaşça eğilip yere bıraktım. Omzumun üzerinden adama baktım. Canının yandığını alnındaki, kırışıklığın oluşturduğu, derin çukurlar gözlerimin önüne serdi. Bakışlarımı önüme çevirip ayağa kalktım. Fazlasıyla yorgun düşmüş bedenim ve ruhum omuzlarımı elleriyle tutup aşağıya doğru çekerken, ayağa kalkmak beni fazlasıyla zorlamıştı. Çadırın önünden dolaşıp adamın yanına ulaştım. Dizlerimin üzerine çömelirken yorgunluğum, yere çömelmekten çok düşmüşüm gibi bir algı yaratmış olacak ki adam endişeyle "İyi misin?" dedi. Yorgunluktan ağırlaşan başımı taşımakta zorlanan boynuma, elimi götürürken fısıldayarak "İyiyim" dedim. Adamın, fener ışığı altında parıldayan, yeşil gözleri mahcup bir ifade takınırken "Çok yorgun görünüyorsun. Bir de ben sana yük oluyorum!" dedi. Adamın, sözlerinden sonra, elimi boynumdan çektim. Feneri tutan elinin üstüne koyarak tebessüm ettim. Adamın dudaklarıma indirdiği bakışları şaşkın bir hâl alırken "Sen bana yük olmuyorsun. Ayağa kalkabilmem için ellerimden tutuyorsun, ruhuma nefes aldırıyor, bedenime başarabileceğimizi haykırmamı sağlıyorsun!" dedim. Adam dudaklarımdaki bakışlarını gözlerime odakladı. Göz kapaklarının arasından firar eden birkaç damla yaşı silerek "Ağlamak, yas tutmak ve kendimize acımak için buradan kurtulduğumuz, temiz havayı içimize doya doya çektiğimiz zamanı bekleyeceğiz. Anlaştık mı?" dedim. Adam, gözlerini birkaç defa kırpıştırdıktan sonra, burnunu çekerek "Anlaştık," dedi. Adamın yanaklarından süzülen gözyaşlarının, kirin ve kanın arasından kendine tertemiz bir yol çizdiğini gördüm. Gözyaşı bana ilham verdi. Bunca acının ve ölümün arasından geçerek, kendimize temiz bir yol çizebilmemiz için elimizden geleni yapacağımıza dair inancım içimde tekrar alevlendi. Gözyaşlarımı, uzun süre bir daha uğramamasını dileyerek, serbest bıraktım. Adamın yeşil gözleri kısılırken "Hani ağlamayacaktık?" demesiyle tebessüm ettim. Kafamı sol omzuma doğru eğdim. Gözlerimi kapattım, elimle gözyaşlarımı silerken "Bunlar cesaret gözyaşları," dedim. Adam söylediğime inanmamış gibi bir ses çıkartınca gözlerimi araladım. Fenerin ışığının aydınlattığı, mağara duvarının içerisindeki, küçük odacığı tesadüf eseri gördüm. Kulağıma dolan derin tiz çığlıklar bakışlarımı hemen adama çevirmemi sağladı. Adamın kocaman açılmış gözleriyle, kendi korkulu gözlerim buluştuğunda aceleyle ayağa kalktım. Kalbim adrenalin ve korkunun eşliğinde maraton koşusuna çıkmışçasına hızlanırken, çadırın önüne geçtim. Yüzümü adama dönerek çadırı, soğuktan çatlamış, avuç içlerime alıp sarmalayarak çekmeye başladım. Çadırı, tesadüf eseri gördüğüm, mağara duvarındaki küçük açıklığa çekerken, bakışlarım bazen adamın korkmuş gözleriyle buluşuyor bazen ise soğuk ve karanlık koridorları tarıyordu. Açıklığa ulaştığımda tiz çığlık sesleri de fazlasıyla yakından ve net geliyordu. Sırtım mağaranın duvarına ulaştığında, eğilerek odacığın içerisine girdim. Dizlerimin üzerinde, kafamı odacığın dar tavanına çarpmaması için eğerek, ilerledim. Çadırı ise ellerimle sıkıca sarma…

Bölümün tamamını WritePad'de oku