0|2 Maskenin Altındaki İştah
Yazar: milna

Odanın içini, telefondan yayılan metalik bir ses doldurdu. Görmeyen gözlerini tavana dikmiş olan Helin, asistanın ruhsuz sesini dinliyordu. "Günaydın Helin, 13 Ağustos 2018 Pazartesi günü için günlük akış programını okumaya başlıyorum.” Helin yatağından doğruldu ve dinlemeye devam etti. “Sabah 10.00’da kas güçlendirme ve denge egzersizleri. Saat 14.00’da Braille alfabesiyle okuma çalışması, saat 15.30’da koreografi çalışması. Hatırlatma: Bilek bandajı-" Helin telefonun güç tuşuna birkaç saniye basılı tutarak asistanın sesini yarıda kesti. Onu dinlemeye ihtiyacı yoktu, dünkü provadan hemen sonra psikiyatristini aramış ve birkaç gün sonra olan seansını bugüne çekmeyi başarmıştı. Geniş, gün ışığıyla ağırlaşmış odanın açık penceresinden içeri süzülen rüzgâr, perdeleri titrek bir ritimle oynatırken Helin’in saçlarına usul bir dokunuş bıraktı. Yatağının hemen yanında bulunan komodinin üzerindeki siyah camlı gözlüğünü aldı. Gözlüğü yavaşça kaldırıp yüzüne yerleştirdi. Cansız yeşil gözleri, siyah camlarının ardında kalırken eli alışkanlıkla saçlarına gitti. Saçlarının bir kısmını yüzünün sol tarafına doğru yatırdı. Böylece ince bir perde görevi gören saçları, orada yıllarca yer edinmiş yanık izini gizlemeyi başardı. Helin, makyaj masasının önündeki pufa ağır ağır oturdu. Görmediği aynaya dönmek artık bir ihtiyaç değil, zayıf bedeninin hatırladığı eski bir hareketti. Anıları ile yönünü bulan biri için değişim, her zaman korkutucuydu. Bu yüzden ne odasını ne de masanın üzerindeki eşyaların yerini bile değiştirmeye cesaret edemedi. Değişim onun için kör olduğunu defalarca hatırlatan, kurtulamadığı vebalı bir hastalıktı. Kör olmaya alışmıştı ama kurduğu düzenin bozulması belirsizliğin içinde savrulmasıyla eşdeğerdi. Bunu bildiği için her şeyi olduğu gibi bırakmıştı. Her şey donmuş, her şey muhafaza edilmişti. Parmakları masanın üzerinde yavaşça gezindi. Her hareketi ölçülüydü. Ahşabın serinliği parmak uçlarına işlerken hafif bir dirençle karşılık verdi. Eline değen camın kıvrımlı yapısı, yarıya kadar boşalmış bir parfüm şişesine aitti. Hemen arkasındaki ruju aldı. Parmakları silindirik, soğuk gövdesinde durdu. Kırmızı mıydı? Hatırlıyordu, kırmızıydı. Kapağı açtı. Parmak ucunu balmumu dokusunu hissetmek için bir süre üzerinde gezdirdi. Kurumuş dudaklarının iç kısımlarına dikkatle ruju sürdü. Dudaklarını birbirine bastırarak ruju dudaklarının sınırı boyunca yaydı. Rujun kapağını kapattı ve masadaki eski yerine bıraktı. Parmakları tekrar masanın üzerini yokladı çok geçmeden krem kutusunu avucunun içine aldı. Küçük, yuvarlak kapağı açtı. Sıcaklığı olmayan kutunun gövdesine uyguladığı basınçla kremi, sol elinin üzerine bıraktı. Bir kısmı yanmış olan derisinin yüzeyi pürüzlüydü. Kremi yavaşça, dairesel hareketlerle yaydı. "Öğlen..." diye fısıldadı. "Ya da öğleni biraz geçti." Kısa bir sessizlik. "Bilmiyorum." Parmakları elinin ortasında bir yerde durdu. Derinin altından geçen çizgi, yangının en derin ısırdığı yerdi, bastırdı. Kremi o çizgiye gömdü. Sanki basınç, daha hızlı iyileşmesini sağlayacaktı. Yangının üzerinden dört yıl geçmişti, ama Helin hâlâ derisindeki izlerin geçeceğine inanıyordu; doktorun verdiği kremleri ilk günkü hassasiyetle sürüyordu. Yavaşça masanın ikinci çekmecesini açtı. Ellerini çekmecenin içine daldırdı ve içindeki eldivenleri dikkatlice inceledi; siyah, ince dantel dokulu olanı aldı. Duruşunu dikleştirdi. Eldiven ağırca parmakları arasından geçirdi. Masanın üzerinde bulunan katlanmış metal bastonunu aldı ve odadan çıkmak için ayağa kalktı. * Tıpa, şişenin ağzından hızlıca sıyrıldığında cam şişe tezgâha çarptı. İnce bir çınlama evin içinde dağıldı ve kısa süre de kayboldu. Helin, merdiven trabzanlarından tutunarak dikkatle inerken duyduğu sesi hemen tanıdı. Annesin yeni bir şarap şişesini açtığını anlaması için görmesine gerek yoktu. Mutfağın eşiğinde durdu. Girmedi. "Dışarı çıkıyorum." Akışkan sıvının camın iç yüzeyinden süzülerek doldurduğunu işitti. "Geç olmadan gelirim." dedi kısık bir sesle. Sandalyenin geriye çeki…