Bölüm 1: Altair
Yazar: Jasmine🌓

Merhaba, ilk hikayemle karşınızdayım 🥰 Güz Düğümleri’nin ismi çok yeni ama iki yıldan uzun bir süredir bu hikaye üzerinde çalışıyorum. Yazıyorum, düzenliyorum, yazıyorum düzenliyorum, düzenliyorum ve düzenliyorum. Sonunda cesaretimi toplayıp yayınlamaya karar verdim. Bu kitap Radam evreninde geçecek onlarca hikayeden biri ve bunu sizlerle sonuna paylaşıyor olmaktan çok mutluyum. İlk bölümde çok fazla mekan ve durum tasviri olduğunun farkındayım ama umarım bu sizi uzaklaştırmaz. Okumaya devam ederseniz size keyifli bir hikaye sunacağımı umuyorum. Başlama tarihinizi buraya bırakabilirsiniz💚 Esenlikler 🌸 ……………… Hayatım boyunca uymam gereken üç kural vardı. Diğerleri gibi yaşayabilmem için uymam gereken üç basit kural… Hava sıcaksa dışarı çıkma. Kendini sıcak hissedersen büyünü ne olursa olsun serbest bırak. Sonuncusu ve en önemlisi ise: ateşkanlılardan uzak dur. Son kuralı olduğu gibi tekrarladım. “Ateşkanlılardan uzak duracağım.” Annemin yüzü rahatladı ve biraz önceki ciddi ifadesinden tamamen uzaklaştı. Az önce elimden aldığı çantayı geri verdi. Evden ne zaman uzak kalacak olsam gitmeden önce bana bu kuralları hatırlatıyordu. Belki de binlerce kez aynı üç cümleyi tekrar etmiştim onun karşısında ve bana binlerce kez daha tekrar ettirecekti. Birkaç günlük küçük seyahatlere çıkacak olsam da her seferinde evimizin bahçesinden çıkmadan önce zaten zihnime demir bir levhanın üzerine kazınmış, her an gözümün önünde olan bu kuralları üstüne basa basa tekrarlattırıyordu. Ölmek istemiyorsam bu kurallara uymak zorundaydım. On dokuzuncu yaşımı geçen ay kutlamıştık ve ilk defa evden bu kadar uzak kalacaktım. Abim de daha önce görevlendirildiği işler yüzünden seyahatlere çıkmıştı ama ne zaman döneceğimizi bilmediğimiz bir ayrılık yaşamamıştı. Bu ikimiz için de yeni bir deneyim olacaktı. Annem bana sıkıca sarıldı. Yeryüzünün tüm kıtalarında ve denizlerinde, gökyüzünde ve hatta Radam’ın her bir karışında bana rahatça dokunabilen iki kişiden biri olma ayrıcalığını seve seve kullanıyordu. Ona bu özgürlüğü göğsünün ortasında, kıyafetlerinin altından bile belli olan soluk buz mavisi rengindeki kar tanesi işareti veriyordu. O olmasa bana dokunabileceği sadece birkaç saniye olur, sonrasında ise soğuğum onun varlığına sızmaya başlardı. Diğer herkeste olduğu gibi. Biraz önceki ciddi ifadesi endişelendiği içindi. Gideceğimiz yer evimizin olduğu yer kadar kuzeyde değildi. Biz Kysh şarkısını söyleyeli bir ay olmuştu ama Altair sokaklarına ilk yağmurlar henüz düşmemişti. Uzun süre evden uzakta kalacak olmam onu bu yüzden daha da tedirgin ediyordu. Neyse ki abimde benimle olacaktı. Birbirimize gözcülük etme konusunda iyiydik. Benden ayrıldığında Tün’e döndü. Bana konuşurken kullandığı sert tavrı ona asla göstermezdi. Onun uymak zorunda olduğu kurallar yoktu. “Kendine dikkat et,” dedi ve ona da sıkıca ama daha uzun sarıldı. “Bir şey olursa mutlaka haber verin. Tamam mı!” Bu bir soru değildi. Onun endişelerini telkin etmek için günlerdir ne diller döküyorduk. Ayrılma zamanımız yaklaşıyordu. Annem bizimle birlikte bahçe duvarındaki büyük kapı yerine hemen yanındaki ahşap küçük kapıya ilerledi. “Daha önce Altair’e gitmiş miydin?” Annemin kapıyı açacak olması beni şaşırtmıştı. Geçit büyücülerinin bir yere kapı açabilmeleri için daha önce orada bulunmuş olmaları gerekirdi. “Baban bir aralar orada ders vermişti,” diye açıkladı kısaca. “Öyle mi?” bir hayret nidası çıktı dudaklarımdan. Bunu bilmiyordum. Akademinin sahibinin ailemin eski bir arkadaşı olduğunu biliyordum ama babamın orada ders vermiş olması şaşırtıcıydı. Theo Mizar bir sürü beceriksiz öğrenciye katlanabilecek kadar sabırlı biri değildi. Sanırım bu da onun neden hâlâ orada olmadığının bir göstergesiydi. Bir iki ders ile bir dönemi zar zor bitirmiş ve sonrasında dayanamayacağına karar verip arkasına bile bakmadan gitmiş olmalıydı. Babamı bunu yapabileceğini tahmin edecek kadar iyi tanıyordum. “Tana uyanmadan yola çıksak iyi olur,” dedi babam evden çıkarken. Küçük kız kardeşim gidecek olmamdan hiç me…