GÜNEŞİN AĞIDI

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yazar:

GÜNEŞİN AĞIDI - Tuğçe Sarıgül kitap kapağı
GÜNEŞİN AĞIDI kitap kapağı

FARK ZAMANLARA AİT Artık kesinlikle emindim bir rüya görüyordum. Bu kadar gerçekçi olmasının tek nedeni yaptığım ritüelin sonucu olmalıydı. Uyandığımda bu yaşadıklarım bir rüya gibi gelecekti. Bir günlük izin almış gibi hissediyordum. Burada sonsuza kadar kalmamak ne kadar kötüydü ama o zaman ailemi göremezdim. Bir günlük tatili kabul ediyordum belki o kadar uzun bile sürmezdi. Birde başının ağrımasının geçmesini isterdim. Arabanın ritmik sarsıntısı yavaşlamaya başladığında perdeyi hafifçe araladım. Bahar aylarının yaşandığını düşünüyordum çünkü bozkır yemyeşil görünüyordu. Diz boyunu geçen otlar rüzgârla birlikte dalga dalga hareket ediyor, uzakta küçük beyaz çiçek kümeleri güneş ışığında parlıyordu. Hava serindi ama kışın sertliği çekilmişti; rüzgârın içinde toprak ve yağmur kokusu vardı. Atların kişnemesi duyuldu. Ardından araba tamamen durdu. Dışarıdaki sesler değişmişti. Birkaç dakika öncesine kadar yalnızca tekerleklerin ve nal seslerinin oluşturduğu düzenli uğultu varken şimdi gergin bir sessizlik vardı. İnsanların birbirini tarttığı, herkesin tetikte durduğu türden bir sessizlik. Perdeyi biraz daha araladım. Karşımızda yaklaşık yirmi kadar bozkır askeri durmuştu. Bazıları mızrak bazıları kılıç taşıyordu ama hepsinde ok v e yay vardı. Atları iri ve güçlüydü. Wei askerlerinin aksine üzerlerinde gösterişli zırhlar değil, savaşmaya gerçekten uygun görünen deri ve demir karışımı kıyafetler vardı. Ama gözlerim onların önündeki adama takıldı. Siyah atının üzerinde dimdik duruyordu. Omzuna düşen koyu saçları rüzgârda hafifçe hareket ediyor, sert yüz hatları gölge altında bile belirgin görünüyordu. Diğerlerinden farklıydı. Daha sakindi. Daha… tehlikeli. Tam o sırada bizim taraftaki muhafızların lideri atını öne sürdü. Wei zırhı güneş altında parladı. “Wei Hanedanlığı’nın prensesini getirdik,” dedi yüksek ama kontrollü bir sesle. “Kağanınıza söz verildiği üzere düğüne kadar eşlik edeceğiz. Nikâha şahit olduktan sonra geri döneceğiz.” Karşı taraftaki adamın yüzü değişmedi bile. “Buradan ileri geçemezsiniz.” Sesi derindi. Soğuk değil ama tartışmaya kapalıydı. Wei muhafızlarının arasında huzursuzluk yayıldı. Birkaç asker atının dizginlerini sertçe çekti. Muhafız liderinin çenesi gerildi. “Bu, iki devlet arasında yapılan anlaşmaya aykırıdır.” “Anlaşma prensesin teslim edilmesiydi.” Adamın bakışları sertleşti. “Ordunuzun bozkırın içine girmesi değil.” Rüzgâr otların arasından sertçe geçti. Wei askerlerinden biri alçak sesle homurdandı. Bozkır askerlerinin bakışları anında ona döndü. Birkaç el mızrak ve kılıçlara kaydı. Gerginlik öyle yoğundu ki arabanın içinden bile hissediliyordu. Muhafız lideri tekrar konuştu. “Prenses Wei Hanedanlığı’nın kızıdır. Onu yalnız bırakamayız.” “Atalarımızın toprağına yabancı asker sokmayız.” Bu kez sesindeki sertlik daha belirgindi. “Eğer ısrar ederseniz…” dedi yavaşça, “prensesinizi alır ve geri dönersiniz.” Arabanın içinde sessizlik oldu. Ben ise perdeyi biraz daha açmış, dışarıyı izliyordum. Nedense bu tartışmanın merkezindeki kişinin ben olduğumu unutmuş gibiydim. Tek düşündüğüm şey, şu siyah atlı adamın damat olup olmadığıydı. Oldukça yakışıklı görünüyordu. Yine de biraz hayal kırıklığına uğramıştım. Çünkü romanlarda damatlar genelde daha dramatik görünürdü. Bunun yüzü fazla sinirliydi. Tam o sırada Mei telaşla yanıma yaklaştı. Elindeki kırmızı duvağı başıma yerleştirdi. İncecik ipek gözlerimin önüne düştü. “Prensesim, lütfen…” diye fısıldadı panikle. “Dışarı çıkmayın.” “Sadece merak ettim.” “Bu uygun değil!” Ama ben çoktan perdeyi tamamen açmıştım. Temiz hava yüzüme çarptı. Ağır gelinliğin eteklerini elimle hafifçe toparlayıp arabadan inmeye başladım. Dışarı çıktığım anda bütün bakışlar bana döndü. Wei askerlerinin yüzünde panik vardı. Bozkır askerleri ise dikkatle beni izliyordu. Bazılarının bakışında açık bir hoşnutsuzluk hissediliyordu. Sanki düşmanlarının kızını görmek bile canlarını sıkıyordu. Dürüst olmak gerekirse haklı olabilirlerdi. Ama ben ne tam Wei’den biriydim ne de gerçekten bu döne…

Bölümün tamamını WritePad'de oku