GÜNEŞİN AĞIDI

İKİNCİ BÖLÜM

Yazar:

GÜNEŞİN AĞIDI - Tuğçe Sarıgül kitap kapağı
GÜNEŞİN AĞIDI kitap kapağı

BİR PRENSES GİBİ YAŞAMAK Göğsümden kopan nefesle gözlerimi açtım. İlk hissettiğim şey acı oldu. Başım zonkluyordu. Özellikle şakağımın sağ tarafında keskin bir ağrı vardı. Elimi refleksle oraya götürdüğümde parmaklarım kumaşa değdi. Başım sarılmıştı. Kaşlarım çatıldı. Neler oluyordu? Altımda bir şey sallanıyordu. Düzenli ama rahatsız edici bir sarsıntı… Tekerlek sesleri duyuyordum. Ahşabın gıcırdaması, dışarıdan gelen at nalı sesleri ve rüzgârın uğultusu birbirine karışıyordu. Gözlerimi tamamen açtığım anda nefesim boğazımda düğümlendi. Bir arabanın içindeydim. Ama bu normal bir araba değildi. Dar ve uzun iç mekân kırmızı ipek kumaşlarla kaplanmıştı. Tavandan ince altın süsler sarkıyordu. Ağır tütsü kokusu burnumu yakarken elimin altında kadife işlemeli minderler hissettim. Bir an donup kaldım. Kalbim hızla çarpmaya başladı. “...Ne?” diye fısıldadım çatallı bir sesle. Burada neler oluyordu? Az önce yatağımda uyurken nasıl kendimi burada bulmuştum? O anda yaptığım ritüel aklıma geldi. Ne yani o ritüel gerçek miydi rüyamda geçmiş yaşamımdaki halimimi görüyordum. Karşımda diz çökmüş iki genç kadın vardı. İkisi de korkmuş gibi görünüyordu. Yüzleri neredeyse bembeyazdı. Üzerlerinde eski tarihi asya filmlerinde gördüklerimi andıran sade ama kaliteli kıyafetler vardı. Saçları karmaşık tokalarla toplanmıştı. Uyandığımı görünce irkildiler. “Prensesim!” dedi genç olanı panikle. “Lütfen tekrar hareket etmeyin!” Prensesim mi? Gözlerim büyüdü. Diğer kadın hemen öne eğildi. Daha sakin görünmeye çalışıyordu ama sesi titriyordu. “Prenses Lian Hua, lütfen kendinizi zorlamayın. Başınıza aldığınız darbe henüz iyileşmedi.” Başımı hızla çevirmeye çalıştığım anda keskin bir ağrı hissedip nefesimi tuttum. Ancak o sırada üzerimdeki şeyi fark ettim. Kırmızı ipek. Altın işlemeler. Ellerim titreyerek kıyafetime dokundum. Kumaş ağırdı. İncecik altın ipliklerle işlenmiş ejderha ve lotus desenleri vardı. Kollarım uzun ve gösterişliydi. Göğsümde sarkan yeşim taşları her hareketimde hafifçe birbirine çarpıyordu. Bu… bir gelinlikti. Ama antik bir gelinlik. Nefesim hızlandı. “Bu da ne…” diye mırıldandım. “Bu nasıl bir şaka?” İki hizmetçi birbirine korkuyla baktı. “Prensesim…” dedi genç olanı "Ne olduğunu hatırlamıyor musunuz? Lütfen bizi korkutmayın.” Kaşlarım çatıldı. "Ben bir şey hatırlamıyorum." Genç olan hıçkırınca diğeri hızla ona döndü. "Kendini topla Mei," dedi azarlayarak ve bana döndü. “Ben…” Sesim titredi. “Ben neredeyim?” Soruyu sorduğum anda arabanın içindeki hava değişti. İki kadın dehşete kapılmış gibi bana baktı. Daha sakin görünen hizmetçi yavaşça dizlerinin üzerine çöktü. “Prensesim siz Wei Hanedanlığının imparatoru tarafından Ashina Beyliğine Axie Shi Kağan'a eş olarak gönderiliyosunuz." Bozkır. Wei. Kelime zihnime çarptığı anda içime buz gibi bir his yayıldı. Hayır. Hayır, hayır… Gözlerim titreyerek arabanın küçük penceresine kaydı. Perdeyi elimle araladığım an nefesim kesildi. Dışarıda upuzun bozkırlar uzanıyordu. Sonsuz gibi görünen yeşil otlar rüzgârla dalgalanıyor, ufukta atlı savaşçılar ilerliyordu. Üzerlerinde kürkler ve deri zırhlar vardı. Ellerindeki sancaklar rüzgârda savruluyordu. Sanki birini karşılaşamaya geliyorlardı. Beni. Bu sırada sakin hizmetçi konuşmasına devam etti. "Siz-siz prenses bir mola yerinde gitmek istemediğiniz için uçurumdan attınız. Neyse ki bir çıkıntıya düştünüz ve sizi kurtardık." Bu sırada yanında ki hizmetçinin gözlerinden kavun çekirdeği büyüklüğünde gözyaşları akıyordu. Bu gerçek olamazdı. Birden rüyamdaki kadın gözlerimin önüne geldi. Kırmızı elbise. Uçurum. “O adamla evlenmektense ölmeyi yeğlerim.” Midem altüst oldu. Titreyen ellerimle kendi bedenime baktım. Başımdaki sargılar… kolumdaki morluklar… ağır gelinliği… Sonra zihnime korkunç bir düşünce düştü. Ben… o kadın mıydım? Nefesim düzensizleşti. “Hayır…” diye fısıldadım geri çekilerek. “Bu mümkün değil…” Hangi çağda olursa olsun kadınların huzuru yoktu gerçekten. Sakin olan hizmetçi dikkatlice bana baktı. “Prensesim… kendinizi iyi hissediyor musunuz?…

Bölümün tamamını WritePad'de oku