GÜNEŞİN AĞIDI

ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Yazar:

GÜNEŞİN AĞIDI – Tuğçe Sarıgül kitap kapağı
GÜNEŞİN AĞIDI – Tuğçe Sarıgül kitap kapağı

Gün Doğarken Göç hazırlıkları sarayın içinde bir "kaçış" telaşıyla değil, her yıl tekrarlanan doğal bir mevsim ritüeli gibi ilerliyordu. Kimse acele etmiyor ama kimse de geride kalmıyordu. Her şey önceden bilinen bir düzenin parçası gibiydi. Yulduz Hatun'un yanında yemek yediğim günden bu yana iki gün geçmişti. O gün mendilindeki kanı görmek, yaşadıklarımın gerçekliğini bir kez daha yüzüme vurmuştu. Kadının hastalığı neydi bilmiyordum. Belki kanserdi belki verem hiç bir fikrim yoktu. Ona yardım edecek kadar bilgi sahibi de değildim. Belli başlı hijyen kuralları dışında sağlık hakkında doktora gitmek ve ilaç almak dışında ne biliyordum ki. Yine de o kadına yardım etmek isterdim. En kötüsü de onunda göçe eşlik etmek zorunda kalması. Hasta olduğu için en azından sarayda kalmasını düşünmüştüm ama ona bunu dile getirmekten endişelendim. Sadece neden göç etmek zorunda kaldıklarını sordum. Aldığım cevaplar, bozkır yaşamını daha iyi anlamamı sağlamıştı. Kış aylarında saray; taş duvarları, yüksek çatılar ve kapalı avlularıyla daha korunaklı bir yaşam sunuyordu. Ancak bahar iyice kendini göstermeye başladığında herkes yazı bozkırın serin rüzgârında geçirmek için hazırlıklara koyuluyordu. Çünkü taş yapıların içi yazın ağırlaşıyor, hava duruyor, sıcaklık duvarlara yapışıp kalıyordu. Bozkırın açık ufukları ve bitmek bilmeyen rüzgârı ise ferahlık, hareket ve özgürlük demekti. Bu göçün arkasında başka bir neden olduğunu daha hissediyordum ama gerçeği öğrensem bile neyi değiştirebilecektim ki? Bu dünyada sadece iyi yaşamaya odaklanmalıydım. Kendi odamda, dışarıdaki telaşın hiç parçası değilmişim gibi davranıyordum. Meyve tabakları sürekli önüme getiriliyor, ben ise nar tanelerini tek tek seçiyor, üzümü ağır ağır yiyordum. Bazen pencereden dışarı bakıyor ama bakışlarım hiçbir şeye tutunmuyordu. Sanki bu göç benim hayatımın içinde değil, dışarıdan izlediğim bir sahneydi. Tuvu Şad, birlikte ata bindiğimiz günden sonra her gün yanıma gelmişti. Kimi zaman beni avluda buluyor, kimi zaman odama kadar gelip sohbet etmek istiyordu. Annesinin artık bana güvenmesinden olsa gerek, o da benim yanımda kendini rahat hissediyordu. Birkaç kez avluda Sarin'i de görmüştüm. Uzaktan baktığında annesi Aylun'a oldukça benziyordu. Sessiz, dikkatli ve temkinliydi. Fakat yanıma yaklaşmadığı gibi beni gördüğü anda başka bir yöne gitmeyi tercih ediyordu. Sanki ona zarar verebilecekmişim gibi benden uzak duruyordu. Bu durum canımı sıkmıyordu ama merak etmeme neden oluyordu. Son öğrendiklerime göre Kağan geceleri Aylun'un odasında kalıyor, gündüzleri ise göç hazırlıklarıyla ilgileniyordu. Bu durumdan oldukça memnundum. Kağan Arslan'la son konuşmamızdan sonra bir daha bir araya gelmemiştik. Shuyu ise her fırsatta bunun iyi bir şey olmadığını söylüyordu. Kağan'ın bana ilgi göstermemesinin insanların diline düştüğünü, bazı hizmetçilerin bunu saygısızlık etmek için kullandığını ve adımın sarayda kötü anılmaya başladığını anlatıp duruyordu. Açıkçası insanların ne düşündüğü umurumda değildi. İki cariyesi ve bir eşi olan bir adamın ilgisini kazanmak için uğraşsaydım asıl o zaman kendime olan saygımı kaybederdim. Üstelik onun farklı sorumluluklar vardı. Her ne kadar onu görmesem de sürekli askerlerin seslerini duyuyor, sanki güçlü bir rüzgar esiyormuş gibi çıkan okların sesini duyabiliyordum. Açıkçası askerleri görmek istiyordum ama bu kolay değildi. Belki gerçek Prenses Linhua olsaydım farklı hissedebilirdim. Belki politik güç, kıskançlık ya da saraydaki konum benim için önemli olurdu. Ama ben Nevin'dim. Sıradan bir ofis çalışanı. Ne saray entrikalarından bir şey anlardım ne de devlet işlerinden. Bu yüzden Arslan'ın kiminle vakit geçirdiği benim için önemli değildi. Önemli olan benimle vakit geçirmemesiydi. Önümde duran alçak masadan bir parça kurutulmuş kayısı aldım. Ardından cevizden bir parça ağzıma attım. Güneşli öğleden sonra avlunun taşlarına yayılmıştı. Ben ise gölgelik tarafta oturmuş Tuvu'yu izliyordum. Küçük prens bir süredir büyük bir ciddiyetle bir böceğin peşinden…

Bölümün tamamını WritePad'de oku