6. Bölüm
Yazar: Almiss

Bölüm görselleri

Gece Ege’nin serin sularına atlayan Damla ve Efe’nin neşeli çığlıkları kıyıyı doldururken, sahilin biraz daha gerisinde, hafif közlenmiş kamp ateşinin hemen yanında bambaşka bir sessizlik hâkimdi. Selin sandalyede oturmuş, elindeki sıcak çay kupasını iki eliyle kavramış denizden gelen hafif rüzgârı hissediyordu. Kısa bir an için gözleri suda yüzen kızlara kaysa da hemen yanında, ateşin çıtırtısına karışan o tanıdık ve huzurlu varlığa döndü. Rüzgar, ahşap sopayla çıtırdayan odunları hafifçe düzeltiyordu. Hareketleri o kadar sakin, o kadar ölçülüydü ki, Selin’in İstanbul’dan getirdiği o yorgun zihni sadece onun yanında dinlenebildiğini fark etti. Rüzgar bakışlarını ateşten kaldırıp Selin’e döndü. Bakışlarında kasabanın o dingin zeytin bahçelerini andıran derin bir ifade vardı. "Deniz soğuktur," dedi, sesi hafif bir fısıltı gibiydi. "Üşümüyorsun değil mi?" Selin hafifçe gülümsedi, beline kadar inen siyah saçlarını arkaya attı. "Yok... Ateşin sıcaklığı buraya kadar geliyor. Hem... ortam öyle güzel ki üşümeyi unutuyor insan." Rüzgar’ın dudaklarının kenarında belli belirsiz ama çok samimi bir tebessüm belirdi. Yavaşça kendi hırkasını çıkarıp Selin’in omuzlarına bıraktı. Ellerinin Selin’in omzuna değdiği o birkaç saniyelik anda ikisi de duraksadı. Selin’in kalbi hafifçe hızlanırken Rüzgar sadece gözlerinin içine bakıp "Dursun," dedi. "İlerleyen saatlerde rüzgâr sertleşir." Aralarında kelimelere dökülmeyen ama buram buram ileride yaşanacak bir aşka göz kırpan o derin bağ, geceye sessizce kazındı. Ertesi Sabah Gece, gözlerini pencereden süzülen parlak Ege güneşiyle açtı. İçinde tarif edemediği bir enerji, yüzünde ise dün geceden kalan o aptal gülümseme vardı. Sarp’ın denizin ortasında kurduğu o tek bir cümle hâlâ kulaklarında çınlıyordu: “Ama sen geldiğinden beri... Deniz bile başka kokuyor.” Yatağından neşeyle fırladı. Kızlar hâlâ mışıl mışıl uyuyordu. Mutfaktan geçerken aklına harika bir fikir geldi. Neyran Teyzesinin bahçesinden taze domatesler, zeytinler toplasa; Sarp, Efe ve Rüzgar’ı pansiyonun bahçesinde mükemmel bir Ege kahvaltısına davet etse nasıl olurdu? Hemen telefonunu eline aldı. Sarp’a mesaj atacaktı. Tam "Günaydın, sabah kahvesi ve kahvaltı için..." yazarken telefonun ekranı aniden karardı. "Hay aksi! Şarj bitmiş," diye söylendi kendi kendine. Telefonu şarj aletine takıp mutfağa geçti. Madem kızlar uyuyordu ve kahvaltı fikri aklına düşmüştü, önce etrafı toparlayıp birikmiş çöpleri atsa iyi olacaktı. Çöp poşetini bağlayıp pansiyonun kapısını açtı ve sokağın başındaki büyük çöp konteynerine doğru yürümeye başladı. Sabahın bu erken saatinde kasaba öyle sessiz ve huzurluydu ki... Fakat tam Sarp’ın evinin önüne geldiğinde adımları kendiliğinden duraksadı. Sarp’ın ahşap pansiyonunun/evinin ön kapısı açıktı. Ve kapının hemen önünde, Sarp’a oldukça yakın duran bir kız vardı. Kız... Gece’nin içini aniden yakan bir kıvılcımla baştan aşağı incelediği bir tipti. Sarı, ışıl ışıl saçları omuzlarına dökülüyordu. Sarp’tan oldukça kısaydı; öyle ki konuşurken kafasını hafifçe yukarı kaldırmak zorunda kalıyordu. Üzerinde çok rahat ama bir o kadar da yakışan yazlık bir elbise vardı. En çok da Sarp’ın ona bakarken yüzünde beliren o rahat, samimi gülümseme Gece’nin gözüne battı. Kız birden neşeyle bir kahkaha atıp elini Sarp’ın koluna koydu, hafifçe dokundu. Gece’nin elindeki çöp poşetini tutan parmakları sıklaştı. İçinde yükselen o anlamsız, devasa ve alev alev kıskançlık dalgası göğsünü sıkıştırdı. Kimdi bu sarışın kız? Ve neden sabahın bu saatinde Sarp’ın kapısındaydı? En önemlisi de... Sarp neden ona öyle samimiyetle gülümsüyordu?! Sarp’ın evinin önündeki o sarışın kız, kasabanın yerlilerinden ve Sarp’ın öz teyzesinin kızı olan Derin’den başkası değildi. Anne ve babası yıllar önce vefat ettiği için Sarp’a ailesinden kalan tek yakın hatıraydı. Derin, kasabadaki herkesin sevdiği, hatta Gece’nin Neyran Teyzesinin bile her sabah uğrayıp halini hatırını sorduğu neşeli bir kızdı. Sarp onu tamamen kız kardeşi gibi görüyor, üzerini titreyerek ko…