Güneş Yanığı

2. Bölüm

Yazar:

Güneş Yanığı – Almiss kitap kapağı
Güneş Yanığı – Almiss kitap kapağı

Bölüm görselleri

Güneş Yanığı - 2. Bölüm bölüm görseli 1
Güneş Yanığı - 2. Bölüm bölüm görseli 1

Ahşap Kokusu ve Sabah Güneşi 🌊✨🐚 (Gece’nin Ağzından) Sabahın ilk ışıkları panjurların arasından süzülüp yüzüme vurduğunda, Ege’nin o kendine has serin rüzgarı odadaki tül perdeyi hafifçe havalandırıyordu. İstanbul’daki o boğucu alarm sesleriyle uyanmaya alışmış bünyem, burada martı sesleri ve uzaktan gelen hafif dalga fısıltılarıyla uyanmayı hala garipsiyordu. Yataktan yavaşça doğrulup nemli saçlarımı geriye attım. Komodinin üzerindeki küçük aynada kendime baktım. Yüzümde Ege güneşinin bıraktığı ilk hafif kızarıklıklar belirmişti bile. Derin bir nefes alıp pencereye yürüdüm. Tam o sırada aşağıdan, bahçeden gelen tok ve ritmik tıkırtılar kulağıma çalındı. Ahşaba vuran metal sesi... Gözlerimi ovalayıp saate baktım. 08.05. "İnanılmaz..." diye fısıldadım kendi kendime. Gerçekten de tam dediği saatte gelmişti. Üzerime hemen uçuşan, askılı beyaz pamuklu elbisemi geçirip saçlarımı alelacele tepemde dağınık bir topuz yaptım. Banyoda yüzüme soğuk su çarptıktan sonra çıplak ayaklarımla ahşap merdivenleri gıcırdatmamaya çalışarak aşağı indim. Salona geçtiğimde Damla ve Selin’in hala mışıl mışıl uyuduğunu gördüm. Damla tek bacağını koltuktan aşağı sarkıtmış, Selin ise kafasına yastığı gömmüştü. Onların bu haline hafifçe kıkırdayıp mutfağa geçtim. Söz verdiğim gibi önce geniş bir bardağa bol buzlu, sert bir filtre kahve hazırladım. Mutfak kapısını açıp bahçeye adım attığımda, sabah güneşinin altın rengi ışıkları çardağın üzerine vuruyordu. Sarp, üzerindeki siyah tişörtün kollarını sıvamış, elindeki zımpara makinesiyle çardağın gıcırtılı direklerinden birini düzeltiyordu. Kaslı kollarındaki hafif ahşap tozu güneşte parlıyor, odaklanmış bakışları doğrudan yaptığı işe kilitlenmiş duruyordu. "Günaydın marangoz bey," dedim elimdeki kahve bardağıyla ona doğru adımlarken. "Gerçekten de sekizde buradaymışsın. Kasaba insanının bu kadar dakik olduğunu bilmiyordum." Sarp makinenin sesini kesip durdu. Elinin tersiyle alnındaki teri silerken bana doğru döndü. Koyu kahve gözleri önce yüzümdeki dağınık topuza, sonra da yalın ayaklarıma kaydı. Dudaklarının kenarında o dünkü alaycı ama içimi ısıtan tebessüm belirdi. "Günaydın Gece," dedi, sesi sabahın ilk saatlerine özel o derin ve hafif pürüzlü tonuyla. "Sözümün arkasında dururum. Hem Neyran Abla'nın çardağı yıkılırsa kasabada adım 'ihmalkar'a çıkar, riske atamam." Elimdeki bardağı ona doğru uzattım. "Borcumuz borç. Söz verdiğim gibi, bol buzlu ve sert." Sarp elimdeki bardağa baktı, sonra parmakları bardakla birlikte hafifçe benim parmaklarıma değerek kahveyi aldı. Teninin sıcaklığı ve ahşap dokusu kısa bir an için parmak uçlarımdan koluma doğru tatlı bir elektrik yaydı. Gözlerimizin kesiştiği o bir iki saniyelik anda, ikimiz de duraksadık. "Teşekkürler," dedi kahveden büyük bir yudum alarak. Gözleri hafifçe kısıldı. "Tam kıvamında olmuş." "Görünüşe göre bugün işin uzun," dedim arkadaki ahşap kalaslara bakarak. "Bayağı malzeme getirmişsin." Sarp kahvesini bahçedeki taş masaya bırakıp tekrar çardağa döndü. "Bu çardak eskimiş evet ama ruhu var. Teyzen burayı çok severdi. Bütün yaz akşamlarını burada geçirirdi, biliyorsun değil mi?" Sessizce başımı salladım. "Biliyorum. Teyzem benim bu dünyadaki tek güvenli limanım oldu zaten." Cümlem bittiğinde içimdeki o familiar burukluk yine boğazıma oturdu. Kendi ailem... Annemle babamın o bitmek bilmeyen kavgaları, beni hiçbir zaman 'yeterli' görmeyişleri, İstanbul'daki o soğuk ve sevgisiz ev... Annemin her zaman mükemmel olmamı bekleyen ama asla takdir etmeyen soğuk bakışları ile babamın yokluğu arasındaki o boşlukta büyümüştüm ben. Teyzem ve bu küçük taş ev olmasaydı, çocukluğuma dair sığınacak tek bir sıcak hatıram bile kalmayacaktı. Sarp’ın bakışlarının üzerimde ağırlaştığını hissettim. Derin, dikkatli ve sanki zihnimden geçen o karanlık bulutları okumaya çalışan bir bakış... "Gözlerin uzaklara gitti," dedi Sarp, elindeki zımparayı kenara koyup bana biraz daha yaklaşarak. "İstanbul’u mu özledin, yoksa oradaki birilerini mi?" "İstanbul’u da, oradaki hiçbir şeyi d…

Bölümün tamamını WritePad'de oku