G-5
Yazar: A İlke Sandıklı

Hit ve yorum bırakmayı unutmayın :) IG: ailkesandikli Tiktok:yazarilke Genç kadın elindeki telefonu yatağının üstüne bırakırken derinden bir iç geçirdi. Bunun üzerine hemen yan tarafında valizini hazırlayan dadısı, başını ona çevirmiş ve üzgün bir sesle konuşmuştu. " Kızım, Emel Hanımla mı görüşsen acaba? " Cansu bu fikri duymaktan son derece rahatsız olsa da kadına çıkışmak istemedi. " Suzi o kadını sevmiyorum biliyorsun. " derken yataktan kalkıp neredeyse tamamen boşalmış olan odasına göz attı. Suzan Hanım ellilerinin sonlarında ufak tefek ama dinç bir kadındı. Cansu'ya, annesinin onu terk ettiği günden beri dadılık ediyordu. Genç kadının ergenliğe girmesinden sonra ise, babasının isteği üzerine evlerinden ayrılmıştı fakat eli hep kızı gibi gördüğü bu kadının üstündeydi. Cansu'nun ergenliği yaşıtlarından çok daha zorlu geçmiş, babasının kendince kurduğu düzen o süreçte tepetaklak olmuştu. Bunun üzerine Emel Demirli diye ünlü bir psikolog ile görüşmüştü genç kadın. Fakat hastanelerden, doktorlardan ve bu kadından nefret etmişti. Kendini hiç açmadığı gibi, seans esnasında kendisine yalan hikayeler uydurup tedaviden oldukça uzaklaşmıştı da. " Yavrum başka doktor bulalım o zaman. " diyen kadına eliyle geçiştirircesine bir işaret yaptı. " Kimseyi istemiyorum. " dedi huysuzca. Kadının doktor değil, psikolog olduğunu söyleme ihtiyacını göz ardı etti. Ne derse desin karşısındaki bu yaşlı kadın için bir şey fark etmeyeceğine emindi. Olduğu yerde huzursuz bir biçimde sallanırken ofladı. " Bu davet çok mu şarttı? " Suzan Hanım elindeki kazağı da katlarken omuz silkti. " E düğün istemedin. Nikahsız evlilik mi olur? " " Gider atardık imzayı. Çok meraklıyım sanki onunla evlenmeye. " derken tırnağının kenarındaki deriyi ısırıyordu. Bunu gören dadısı tıpkı bir anne edasıyla kaşlarını çatıverdi birden. " Yeme tırnaklarını. " Cansu elini çekti ağzından ve kadının tepesinde dikilmeye son verip yatağına geri oturdu. " Çok gereksiz, zaten ailesi yok. Akrabası bile yokmuş inanabiliyor musun? Arkadaşı vardır dedim, buradakiler dedi. Adamın korumalar dışında bir tek insan gördüğü yok. " Suzan Hanım içli içli soluklanırken hüzünle başını salladı. " Tek başına yetişti garibim. " Cansu kaşlarını çatarken hemen yan tarafında oturan kadına doğru eğilmişti. " Sen ne kadar tanıyorsun onu? " Kadın elindeki son parçayı da valize yerleştirip fermuarını çekerken bakışlarını kızı bildiği genç kadına kaldırdı. " Sessiz sedasız kendi halinde bir çocuktu. Köşke ilk geldiğim zamanlardan hatırlıyorum da hiç konuşmuyordu. Zaten sonra müştemilata yerleştirdiler, bir daha da pek görmedim. " Cansu duyduklarını sindirmeye çalışırken parmaklarını yolmaya başlamıştı yeniden. " İki güne evleneceğim adamı hiç tanımıyorum resmen. " diye mırıldandı kendi kendine. " E güzel kızım, gitsen konuşsan çocukla. Hem baban istediyse vardır bir bildiği bak. İyi çocuk belli ki. Hiç değilse tanımaya çalışsan... " Genç kadın bu fikirden de hoşlanmamıştı, dadısını cevapsız bırakmayı tercih ederken başını yastığına geri yatırdı ve dizlerini kendine doğru çekti. Hem o da kendisini tanımıyordu fakat tanımak istiyor gibi bir hali de yoktu. Madem öyle, o da onu umursamayacaktı. Bu hiç de zor bir şey değildi üstelik. Nikah günü... Genç kadın, vücudunu ikinci bir deri gibi sarıp sarmalayan beyaz gelinliğin içinde oldukça rahatsızdı. Nedeni elbisenin dar oluşu ya da belini daha da ince göstermek için korseyi fazlaca sıkmış olmaları değildi. Bu tarz kıyafetlere alışıktı. Sadece şu an içinde bulundukları nikahın başrolü olmaktan huzursuzdu. Önünden geçen garsonu durdurup tepsinin içinden bir şampanya kadehi aldığında, yan gözlerle hemen yanı başında dikilen adamı süzdü. O da üzerine tam oturan smokini ve papyonu ile oldukça yakışıklı fakat konuya epey uzak duruyordu. Kolları iki yanında emaneten sarkmış fakat kasları kasılıydı. Bu görüntüye göz devirmeden edemedi. " Görevde değilsin, kendi nikahındasın gevşe biraz. " Adam, kadının geceden beri ilk kez kendisiyle konuşmasına kaşları havalanarak karş…