G-28
Yazar: A İlke Sandıklı

Yeni bölüm sınırı 8 hit 🔥 Genç kadın elinde iki kupa kahveyle salona girdiğinde adamı bir kez daha laptopun başında bulmuştu. Evren onun geldiğini fark etse de bakışlarını ekrandan çekmemişti zira önemli bir işin ortasındaydı. Cansu kupalardan birini adamın önündeki sehpaya bırakırken kararsız bir sesle konuştu. " Nasıl içtiğini bilmediğim için kendiminki gibi yaptım. " Evren tek kaşını hafifçe kaldırırken kahveleri klavyedeki parmaklarındaydı. " Yani sade? " Cansu bu tespitle biraz şaşırsa da, onun yıllardır özel korumalık yaptığını ve en ince detaylara bile dikkat ediyor oluşunun da muhtemelen bir meslek hastalığı olduğunu kendine anımsattı. Kirpiklerini kırpıştırıp başını hafifçe sallarken sordu. " Eğer istersen süt ya da şeker ekleyebilirim? " Evren, kaşları arasında oluşan hafif çukurla ekrana daha da yoğunlaşırken elini kaldırıp belli belirsiz iki yana salladı. " Böyle iyi, teşekkür ederim. " Cansu da iç çekerek yan tarafındaki koltuğa oturdu. Belki birlikte bir şeyler yaparlar diye ummuştu açıkçası. Çünkü son meseleler yüzünden Yağız ile de görüşemiyordu ve epey sıkılıyordu. Fakat belli ki bugün de adam fazlasıyla yoğundu. Birkaç dakika sessizce kahvesini içip adamın çalışmasını izledi. Sonra sıkılıp üstündeki ince kapüşonlunun cebindeki telefonu çıkarttı ve sosyal medyada takılmaya başladı. Sosyal medyayı pek aktif kullanmazdı. Ara sıra girer, hakkında çıkan haberlere göz atardı yalnızca. Fakat her mecrada bir hesabı muhakkak vardı ki; başkası taklit edip kendi adına hesap açamasın. Ana sayfasına düşen birkaç gereksiz şeyi de izledikten sonra sesli bir iç çekmekten kendini alıkoyamadı. Ve nihayet adamın dikkatini çekmeyi de başarmıştı. Evren parmaklarını klavyesinden ayırıp kupasına uzanırken kıza baktı. Cansu da üzerindeki bakışların ağırlığını hissetmesiyle ona dönmüştü. Birkaç saniye sessizce bakıştılar. Sonra kadın hiç umurunda olmasa da sırf muhabbet olsun diye sordu. " Kimi arıyorsunuz şimdi? " Adam koltukta geriye yaslanırken kahvesinden büyükçe bir yudum almıştı. " Sinan Fırat diye bir adam. Dolapderelilerle anlaşma şartımız onu bulup kendilerine teslim etmek. Genç kadın dudaklarını büzüştürürken öne doğru eğildi hafifçe. " Kim ki bu adam? " " Yıllarca Amerika'da ve Avrupa'nın çeşitli eyaletlerinde yaşamış. Tek ayağı Türkiye'de olan bir girişimci. Dolapderelilerle çalışmışlar uzun süre fakat sonra anladığım kadarıyla bunlara kazık atmış ve ortadan kaybolmuş. " deyip omuz silkti. " Tüm bildiğim bu. " " Bulunana kadar rahat yok yani bize... " diye bir çıkarımda bulundu kadın keyifsiz bir tınıyla. Evren de onu onaylamaktan geri durmadı. " Evet ama aklımda bir iki fikir var. " Genç kadın kupasını dudaklarına götürürken sordu. " Ne fikri? " Evren boş olan eliyle sakalını sıvazlarken bakışlarını yeniden ekrana indirmişti. " Anlaşma teklif edeceğim. Tabii baban onay verirse. " " Nasıl bir anlaşma? " diye sorarken, kadın da ilgilenmeye başlamıştı konuyla. Zira özgürlüğü ve iç huzuru buna bağlıydı. " Süre isteyeceğim, o zamana kadar bizi rahat bırakmaları karşılığında süre bitiminde adamı teslim edeceğimi söyleyeceğim. " derken yeniden kadına çevirdi kahvelerini. Cansu derin bir iç çekti. " Kabul ederler mi dersin? " Evren de düşünceli bir şekilde mırıldandı. " Göreceğiz. " Bir saat sonra adam günlük antrenmanını yapmak için odasına girdiğinde kadın da kendi odasında yatağına oturmuş; ganimetini açığa çıkartmıştı. Birkaç dergi ve gazete kupürü. Annesine dair elinde olan şeyler bunlardan ibaretti. Nihat Bey tek bir fotoğraf dahi bırakmamıştı evde. Hatta yıllar evvel, bir akşamüzeri Cansu babasının odasına girip kitaplıklarını karıştırırken bir fotoğrafını bulmayı başarmıştı kadının. Fakat adam onu elinde görünce büyük bir sinir krizi geçirmiş ve gözlerinin önünde parça pinçik etmişti fotoğrafı. Sonra da bağırmıştı boğuk bir sesle. " Al! Bak şimdi annene! " Cansu bu anıyı anımsadığında ürperdiğini hissetti. Sonra huzursuz bakışlarını dizinin hemen yanında duran özensizce kesilmiş dergi sayfasına çevirdi. Elini uzatıp on…