G-21
Yazar: A İlke Sandıklı

Genç kadın, Hale'nin dahi engel olamadığı muhabirlerden yüzünü saklamak için üstün bir çaba sarf ederken; Evren de onu himayesi altına almış ve hızlı adımlarla arabasına götürüyordu. Onların hemen önünde koruma ordusu eşliğinde ise Nihat Bey, kendi arabasına ilerliyordu. Hale'nin tüm ısrarlarına rağmen, hayatta kaldığını gizlememişti. Bu onun için büyük bir güç savaşıydı. Herkese, özellikle de Dolapderelilere yenilmez olduğunu göstermek istiyordu. Gel gelelim, vaziyeti pek de iyi değildi. İyileşiyordu, iyiye gidiyordu elbet fakat biraz daha zamana ihtiyacı vardı. Doktoru ikna edip taburcu olmak için gerekli işlemleri tamamlatırken bir de damadı ve kızına ültimatom vermişti. Cansu başka yerde kalmaları konusundaki ısrarlarının sonuç vermediğini gördüğünde bu defa birlikte kalmaları yönünde ısrar etmeye başlamıştı fakat Nihat Bey'in kararı kesindi. Herkes kendi evine dönecekti. Göğsünü gere gere, paşa paşa da oturacaktı evinde. Korkusuzca. Fakat göz ardı ettiği bir şey vardı: Cansu korkuyordu. Evren, kadını oturtup kendi de sürücü koltuğuna yerleştikten hemen sonra arabayı çalıştırmış ve hastanenin bahçesinden çıkmışlardı. Ara ara aynalardan arkayı kontrol ediyor ve takip eden birilerinin olup olmadığını tespit etmeye çalışıyordu. Cansu ise oturduğu yerde tırnaklarını yemeye başlamıştı yeniden. İçinden gelen babasının evine gitmelerini söylemekken, babasının sert sesi kulaklarında çınlıyordu. Herkes beni rahat bıraksın! demişti adam. İnatlaşmanın sağlığına zarar vereceğinden endişelenmese bir saniye dahi durmazdı yerinde. Derin bir nefesi ciğerlerine çekerken huysuzca konuştu birden. " Madem benim evim taranacaktı, beni niye evlendirdiler seninle? " Evren böyle bir çıkışı hiç beklemediğinden mikro bir şaşkınlık ifadesiyle kadına bakmıştı. " Taradıklarında hayatta kal diye Cansu. " dedi sonra tok ve her türlü duygudan arınmış bir sesle. Kadın birden ürperdiğini hissetti ve kollarını bedenine sardı. Bunu fark eden adam da elini uzatıp klimayı açmıştı. Eski dinamiklerine dönmüşlerdi anlaşılan. Derin bir iç çekti Evren, göz ucuyla kadına bakarken. Yol fazla sürmemiş nihayet evlerine dönmüşlerdi. Fakat Cansu bu konuda fazlasıyla isteksizdi, bunu belli edercesine de yavaş hareketlerle inmişti arabadan. Ve sonra sanki dejavu olduğunu hissetti. Yağız telaşlı bir suratla kapıdaki korumayla konuşuyordu. " Yağız? " diye seslendi kadın. Bunun üzerine genç adam aniden kendisine dönmüş, o da yetmemiş koşarak yanına gelip sıkıca sarmıştı belini. " Aklım çıktı Cansu. " diye fısıldadı içten bir sesle. Cansu böyle bir karşılamayı beklemediğinden şaşkındı. Havada kalan ellerini adamın sırtına yerleştirirken yavaşça yutkundu. " Kaç kez aradım seni! " diye sitem etti bu defa adam. " T-telefonumun nerede olduğunu bile bilmiyorum. " diye yanıtladı kadın onu. Adam kollarını kadının bedeninden ayırıp geri çekilirken Evren yanı başlarında durmuş, onları izliyordu ve fazlasıyla tetikteydi. " İyisin ama değil mi? " diye sordu adam bu defa kadının gözlerine bakarken. Cansu başını salladı geçiştirmek ister gibi. " Korkma bir şeyim yok. " Yağız'ı ilk defa bu denli duygusal ve şeffaf görmenin şaşkınlığını yaşıyordu. Kendisine bu kadar değer verdiğini düşünmemişti hiç. " Baban peki? " diye sordu bu defa adam. Kadın derin bir geçirdi bunun üzerine. " O da iyi. Dinlenmesi gerek. " Yağız başını salladı hafifçe. Sonra varlığını yeni fark etmiş gibi, gözlerini Evren'e çevirdi. " Geçmiş olsun. " dedi ona da. Evren başıyla kabul etti temennisini. Hemen ardından Yağız tekrar kadına dönmüştü. " Bana gelmek ister misin? Kalma bu evde. " Cansu onun bu teklifine şaşırmıştı doğrusu. Hiç mi korkmuyordu onun da başına bela olmasından? Kadının kararsızlığını gördüğünde uzanıp bileğini kavradı ve iç kısmını iri baş parmağıyla ovmaya başladı. " Hem rahatlatırım seni biraz. Ne dersin? " Genç kadın bu teklife normal koşullarda direkt atlardı çünkü gerçekten de masaja ihtiyacı vardı ve Yağız nereden biliyorsa bu işi iyi beceriyordu. Fakat şu an kararsız kalmıştı çünkü mental açıda…