G-2
Yazar: A İlke Sandıklı

Genç adam, içeriye bir hışımla giren kadının arkasından kapıyı kapatıp peşine takıldığında kafası epey karışıktı. Kadın, ezbere bildiği holü geçip salona giriş yapar yapmaz üzerindeki ceketten kurtulup onu yeşil berjerin üstüne fırlatıvermişti. Üzerine yapışan siyah askılısının belini çekiştirerek düzeltirken kendini de L koltuğa bıraktı. " İçecek bir şeyler istiyorum. " dedi adamın konuşmasına fırsat vermeden. Adam onun bu emrivakilerine alışık olsa da böyle gergin olmasına yabancıydı. " Viski kola? Seversin sen. " demesine karşılık ise kısa bir baş onayı aldı. Salonun mutfağa açılan açık kapısından geçerken sesini yükselterek sordu. " Ne olduğunu sormalı mıyım, yoksa direkt yatağa mı geçelim? " Genç kadın kucağına aldığı küçük siyah çantasının içinde lastik tokasını ararken homurdandı. " Hiç havamda değilim Yağız. Borcum olsun. " Yağız onun bu cevabına karşılık içten bir kahkaha attı. Birkaç yıldır arkadaşlardı fakat genellikle sevişmek için bir araya gelirlerdi. İkisi de pek dert anlatmayı ya da dinlemeyi seven tipler değildi. Daha çok takılmak, içmek, partilemek gibi şeylere zaman ayırıyorlardı. Bundan ikisi de oldukça memnundu aslında. Hele ki Yağız, Cansu için bulunmaz nimetti. Çünkü Cansu'dan çok da nadir olmayan yatak paylaşımları dışında bir beklentisi yoktu. Onu sahiplenip kısıtlamaya falan da çalışmıyordu. Ara sıra birlikte farklı etkinliklere de katılıyorlardı. Üstelik Cansu'nun sahip olduğu tek arkadaştı. Bazen özellikle alt tabakadan insanlar, Cansu'ya biraz şöhret ve iş kapılarının açılması umuduyla yanaşsa da Cansu hepsinin niyetini ilk bakışta anlayabilen biriydi. Zaten özellikle de hemcinsleri tarafından sevilmesi çok mümkün olmayan bir kadındı. Fazla çekiciydi ve bunu kullanmaktan zerre çekinmiyordu. Bir de bunun farkında olması onu çok daha tehlikeli biri yapıyordu. Sınırları yoktu, insanların sınırlarına da saygı duymuyordu. Ve belki de en önemlisi kimseye güvenmiyordu. Çünkü kendi de güvenilir bir tip değildi. Bugüne kadar edindiği birkaç arkadaşından da kazık yemişti zaten. Erkeklerle ise arasında seksten başka bir paylaşım olmazdı. Sonunda da arkadaş edinmeyerek hayatına devam etme kararı aldı. Ara sıra hayatına giren insanlar olurdu, onları da diğer herkese yaptığı gibi kullanıp işi bitince, sıkılınca ya da yenisini bulunca bırakırdı. Bunu yaparken de en ufak bir vicdan azabı çekmezdi çünkü herkes ondan faydalanmak için ona yaklaşıyordu. Karşılıklı alışveriş yapmakta bir mahsur görmüyordu. İşin sonunda onlar o çok istedikleri üne ve sosyal çevreye kavuşuyor; Cansu ise gitmek istediği etkinliklere yandaş bulmuş oluyordu. Her şey olup bittikten sonra hiçbirinin ismini bile hatırlamazdı da zaten. Bir nevi arkadaş kiralıyordu. Yağız ise onlardan farklıydı. Aslında onla da yine benzer şekilde bir parti ortamında tanışmış, yakınlaşmış ve tek gecelik ilişki yaşamıştı. Fakat sonrasında asla arayıp sormaması Cansu'nun dikkatini çekmişti. Başlarda ilişkisi olduğunu ve kendisinin bir kaçamak olduğunu, bu yüzden de pişman olduğunu falan düşünmüştü. Çok da üstelememişti açıkçası. Çünkü arasa bile açmayacak, bir bahane ile başından atacaktı. Haftalar sonra başka bir yerde karşılaştılar. Cansu yine babasıyla büyük bir kavga sonrası içmek için kendini Kadıköy'e atmıştı. Yağız onu ve halini gördüğünde bardan viski kola alıp masasına gitti. Cansu başta onu gördüğü için şaşırmış hatta rahatsız olmuştu fakat nedense masasına gelmesine sesini çıkartmadı. Belki de o an için yalnız olmaktan memnun değildi. Hatta kafayı bulduktan sonra orta halli bir seks yapıp uyuyakalmak iyi de olabilirdi, en azından o an için öyle düşünmüştü. Fakat beklediği gibi olmadı. Yağız ona ne derdini sormuş, ne tanımaya çalışmış, ne de depresif ve sarhoş halinden faydalanacak bir yakınlık göstermişti. Tüm gece öylece onunla oturdu ve sadece içti. Gece bittiğinde ise onu evine bırakmayı teklif etti. Cansu sevişeceklerinden o kadar emindi ki bu teklif karşısında hem şaşırdı hem de bozuldu. Hatta bir ara açık açık sormayı bile düşündü. Memnun kalmamı…