G-14
Yazar: A İlke Sandıklı

Hit ve yorum bırakmayı unutmayın lütfen 🫠 Genç kadın koridorda öylece kalakaldığında Evren çoktan ortamı terk etmişti. Kadın saniyelerdir tuttuğu nefesini, ciğerleri yırtılırcasına hararetle verirken titreyen ellerini yumruk yapmış iki yanında sıkmıştı. Adamın son sözü kulaklarında çınlıyor, beynini tarumar ediyordu. Sıkıca kenetlediği dişleri, migrenini tetiklediğinde gözlerinin karardığını hisseder gibi oldu. Yok sayılmıştı. Ve Cansu yok sayılmaya asla tahammül edemezdi. Bugüne kadar her şeyle bir şekilde başa çıkmayı başarmıştı fakat yok sayılmakla hiçbir zaman başa çıkamamıştı. Ne annesi onu terk edip gittiğinde, ne de babası ondan bir günahmışçasına uzak durduğunda... Şimdi de Evren onu yok sayıyordu. Hayatında belki de ilk defa birinin kendisinden nefret etmemesini istemişti oysa. Yükselen tansiyonu ile olduğu yerde güçlükle dururken Melek, elinde bir sepet çamaşırla karşısına çıkıverdi. Ve kadının ruh halini fark etmeden konuştu. " Ah, hoşgeldiniz Cansu Hanım. Ben de çamaşırlarınızı yerleştirecektim. " Cansu kararan mavilerini, kadının suratına hiç çevirmeden elinde tuttuğu çamaşır sepetine dikivermiş ve en üstteki erkek gömleklerini görmüştü. Sertçe yutkunurken kuruyan boğazını önemsemeden avazı çıktığı kadar bağırıverdi. " Evren'in dolabı karşı odada denilmedi mi sana! " Kadın birden irkilerek geriye doğru adımlamış ve telaşla yanıt vermeye çalışmıştı. " B-ben bilmiyordum... özür dilerim... " " Çık dışarı! "diye haykırdı genç kadın, sol eliyle hemen arkasında kalan kapıyı işaret ederek. Melek Hanım'ın gözleri ansızın dolduğunda, Cansu gözbebeklerinin ardından bakan şeytanlarının kontrolüne çoktan geçmiş gibiydi. " Sana defol dedim! " diye haykırdı bir kez daha boğazı yırtılırcasına. Bunun üzerine kırklı yaşlardaki kadın elindeki sepeti olduğu yere bırakmış ve hızlı adımlarla evi terk etmişti. Cansu şiddetle çarpan göğüs kafesini göz ardı ederek hızlı adımlarla odasına girip kapıyı da ardından gürültüyle kapattığında, içten içe Evren'in dikkatini çekmeyi umuyordu. Kopan bunca kıyamete gelir hiç değilse ne olduğunu anlamak için bir bakar diye düşünüyordu fakat yanılmıştı. Evren tıpkı onu yok saydığı gibi, ardında bıraktığı tahribatı da yok sayıyordu. Bu farkındalık çileden iyice çıkmasına sebep olurken çığlık çığlığa bağırarak odasını dağıtmaya başlamıştı. Eline gelen ne varsa yıkıp döküyor, kırılmadık tek bir eşya bırakmayana dek tekmeliyordu. Tüm bunları yaparken kendine de zarar veriyordu fakat anın sıcaklığı ile acısını hissetmiyordu. Dakikalar sonra odada parçalamadığı kıyafet, tuz buz etmediği ayna kalmamış; dizlerini kendine çekip sırtını dolaba dayayarak yere oturuvermişti. Yorgun hissediyordu. Hem bedenen hem de ruhen. Fakat tüm bunlara rağmen içindeki öfkenin ve en diplerde hissettiği çaresizliğin bir nebze olsun azalmadığının da farkındaydı. Uzun yıllardır ilk kez bu kadar kontrolden çıkmış vaziyetteydi. Ne düşüncelerine, ne hislerine ne de hareketlerine hakim olamıyordu. Yalnızca yakıp yıkmak istiyordu. Soluk mavileri, odanın içinde gelişigüzel gezinirken birden yerdeki kırık parçadan kendi yansımasını buldu. Ve o an kararını vermişti. *** Ellerini ceplerinden çıkartırken mekana giriş yapmış, yüzünü saklamaya çalıştığı kapüşonlunun altından etrafında göz gezdiriyordu. Tanıdık biriyle karşılaşmamayı umarak ezbere adımlarını barın arkasına yönelttiğinde hemen sağında kalan barmenin sesi onu durdurmaya yetmişti. " Nereye? " Başını hafifçe kaldırdı ve yüzüne aşina olduğu çocuğun gözlerine baktı. " Umut. " dedi yalnızca. Bunun üzerine ise barmen tek kaşını kaldırmıştı. " Umut buradan taşındı. " Cansu hiç ihtimal vermediği bu cevapla öylece kalakalmıştı adeta. " Nasıl? Nereye? " diye sordu hayretle. Umut'un mekan değiştirdiği görülmüş ya da duyulmuş bir şey değildi. "Barmen bakışlarını genç kadından ayırıp elindeki toz bezine çevirirken omuz silkti. " Bilmiyorum. " Cansu, bunun kendisini geçiştirmek için verilmiş bir yanıt olduğunun oldukça farkındaydı. Fakat üstelemeye gücü olmadığının da farkındaydı. Sıkıntıyl…