G-12
Yazar: A İlke Sandıklı

Gözlerini acıyla araladığında eli refleks olarak boynuna takılı olan boyunluğa gitmişti. Onu çekiştirerek yataktan doğrulurken birkaç kez yutkundu. Susuz kaldığını hissediyordu. Dizlik takılı bacağını bükmemeye çalışarak yatağından indiğinde sessizce küfretti. Tüm gece kaç ağrı kesici aldığını bile bilmiyordu, asla kaliteli bir uyku çekememişti. Bunun en büyük sebebi ise normalde yüzüstü yatıyor olmasıydı. Fakat şu kahrolası boyunluk ve dizlik yüzünden sırtüstü uyumak zorunda kalmıştı. Odasından yavaşça çıktığında kaşları çatıktı. Dünkü olaydan sonra Evren büyük bir panikle eve doktor çağırmış, genç kadını da zorla muayene ettirmişti. Doktor Bey hastaneye gitmelerinin daha doğru olacağını söylese de kadın buna büyük bir direnç göstermişti. Hafif bir kafa sarsıntısından muzdaripti, abartılacak bir şeyi yoktu ona göre. Bunun üzerine doktor, ne olur ne olmaz diyerek boyunluk taktırmış ve on iki saat kadar uyanık kalmasını tavsiye etmişti. Genç kadın ağır adımlarla holü geçip, bir bardak su almak amacıyla mutfağa doğru ilerlerken mutfaktan gelen sesleri işitti. Evren kahvaltısını ediyor olmalı, diye düşündü. Fakat saat kaçtı ki? Çoktan etmiş olması gerekmiyor muydu? Kuruyan boğazını nemlendirmek arzusuyla birkaç kez daha peş peşe yutkunurken mutfak kapısından içeriye girmişti. İçeriye girer girmez, bakışları tezgahın hemen önünde elindeki cam sürahiyi yıkayan kırklı yaşlardaki kadını buldu. " Sen kimsin? " diye sordu, hiçbir nezaket gözetmeden. Kadın, kendisinin geldiğini fark edince musluğu kapayıp tüm bedeniyle ondan tarafa dönmüştü. " Ah, Cansu Hanım merhaba. Ben Melek, Evren Bey ev işlerini yapmam için işe aldı. " cümlesi ise mutfağının ortasında sürahi yıkayan bir yabancıdan daha şaşırtıcıydı. Cansu da bu şaşkınlığın getirdiği afallama ile öylece kalakalmıştı. Evren eve hizmetçi getirmişti, öyle mi? Kaşları haddinden fazla havalanırken kadın sürahiyi elinden bırakıp ocağa doğru ilerledi. " İlaçlarınız varmış sanırım, bu arada büyük geçmiş olsun kaza atlatmışsınız. " Genç kadın başka şartlar altında olsa buna gülerdi fakat şu an içinde bulunduğu durum bir şeyleri alaya alamayacağı kadar şaşkınlık vericiydi. İsminin Melek olduğunu söyleyen kadın ise bir karşılık beklemeksizin konuşmaya devam ediyordu. " Ben hemen kahvaltınızı hazırlıyorum, siz geçin oturun isterseniz. " Cansu, kadının işaret ettiği yemek masasına yan gözle bakarken sordu. " Evren evde mi? " Kadın elindeki çatal ve bıçağı masaya yerleştirirken başını salladı. " Salonda. " Cansu hiçbir şey demeden mutfaktan ayrılıp salona ilerlemeye başladığında, mutfağa gitme amacını dahi unutmuştu. Eli bir kez daha boyunluğuna gittiğinde salonun kapısından içeriye girmek üzereydi. Boyunluk hem hassas olan derisini tahriş ediyor, hem de hareket alanını fazlasıyla kısıtladığından rahatsızlık veriyordu. Zaten boğazlıkazak giymeyi de bu sebepten sevmezdi. Parmaklarını geçirdiği yerden boyunluğu çekip çıkartırken Evren ile göz göze gelmişti. Evren, birden oturduğu yerden ayağa fırlayıp neredeyse koşar adımlarla yanına geldi ve henüz çıkarttığı boyunluğu kavrayıp geri takmaya yeltendi. " Geceye kadar takılı kalsın dedi doktor. " Cansu ona direnirken bir yandan da, adamın ansızın büründüğü iyilik meleği tavrını anlamlandırmaya çalışıyordu. " İstemiyorum. " derken kendini geri çekti. Evren, elindeki boyunlukla durup kadının huysuz bir ifadeyle bakan gözlerine baktı ve iç geçirdi. " Birkaç saat daha takacaksın sadece. " dedi usulca, tıpkı bir çocuğu ikna etmeye çalışır gibi. Genç kadın sol eliyle boynunu ovuştururken adamın ısrarını görmezden gelerek sordu. " Bu kadın nereden çıktı? " Evren ağır bir biçimde yutkunurken bakışlarını, kadının ovalamaktan kızarrttığı boynuna indirmişti. " Evin işleri için. " Cansu tek kaşını şüpheyle kaldırdı. " Hadi ya, nereden aklına geldi? " diye sordu alaycı bir tavırla fakat yüzündeki her bir nokta fazlasıyla gergindi. Evren sessizce elindeki boyunluğu bir kez daha kadının boynuna uzattığında kadın direnmeyi bırakmıştı. Tam da o esnada salonun kapısın…