G-11
Yazar: A İlke Sandıklı

Akşam vakti çöktüğünde Evren hala odasından dışarıya adım atmamıştı. Genç kadın kendini oyalayacak bir şeyler ararken istemsizce, onu gücendirdiğini düşünmeden de edemiyordu. Bu kadar üstelemesinin tek sebebi gerçek olduğuna inanamamasıydı fakat şimdi mevzunun gerçekliği ortadayken her şey daha da tatsız hale gelmişti. Onun erkeklik egosunu kırdığının farkındaydı. Normal şartlarda kimsenin erkeklik egosu asla umurunda olmazdı fakat hiç onun gibi biriyle karşılaşmamıştı ki bugüne kadar. Onun kadar saf, diye düşündü. Sonra bu düşüncesi için kendine kızdı. Bir erkeğin otuzlu yaşlarına kadar bakir gelmesi onun saflığını değil beceriksizliğini gösterebilirdi ancak. Bu konuda Yağız'ın da fikrini almak istemiş fakat Yağız pek de bir yorum yapmamıştı. O da şaşırmıştı, hatta inanamamıştı başta fakat sonrasında verdiği tepkilerden söz edince aklı karışmıştı. Yağız pek dedikodu insanı da değildi zaten, o yüzden yüzde yüz verim almayacağını bilerek aramıştı onu. Ancak yine de bir erkek olarak bu olayı nasıl yorumlayacağını merak etmişti. Aldığı tek yorum ise onun tamamen farklı bir çevrede yetiştiğine ilişkindi. Oysa ki on yaşında müştemilata yerleştirilmiş ve içi tıka basa erkek dolu bir yerde geçirmişti yıllarını, kendi dediğine göre. Öylesine testosteron kokan bir yerden nasıl bu kadar lekesiz çıkabilirdi ki? Telefonu çalmaya başladığında arayanın Yağız olduğunu sanıp heyecanla yataktan doğruldu ve komodinin üzerindeki telefona uzandı. Fakat arayan Suzi'ydi. Derin bir iç çekerken aramayı yanıtladı. " Efendim Suzi? " " Kızım nasılsın? " Aramayı hoparlöre alıp başını yastığına geri bırakırken cevapladı. " İdare eder. Sen? " " İyiceyim şükür. Evlendiğinden beri ne yüzünü görebildim ne sesini duyabildim. " diye sitem ettiğinde genç kadın bir iç daha geçirdi. " Haklısın ama evden bile çıkamıyorum. Sen gel desem, ona bile izin yok. " derken gözlerini devirdi. " Biliyorum biliyorum. " dedi orta yaşı geçkin kadın. Bir süre ikisi de sessiz kaldılar. Sonra Suzan Hanım asıl arama sebebine gelmek istedi. " Nihat Bey şu dergi işini ayarlasınlar diyor. Yarın için randevu alacakmışsınız. " Cansu soluk mavilerini tavana dikerken homurdandı. " Dün bize de söyledi, üsteleyip duracak mı böyle? " " Biliyorsun kızım babanın huyunu. Bir an evvel ne istiyorsa yapın da rahatlasın adamcağız. " Cansu gözlerini yumarken son derece kesin bir ifadeyle karşılık verdi. " Sırası değil şimdi. " " Ne oldu? Sesin de kötü geliyor, sormayayım diyorum ama. Şu kart mevzusu mu? " Cansu gözleri açıldığında, aile içinde hiçbir şeyin gizli saklı kalmadığına bir kez daha şaşırmıştı. Hep şu çalışanların bok yemesi, diye geçirdi içinden. Asla işleriyle ilgilenmez ancak dedikodu malzemesi toplarlardı. Evren'in, evde çalışan dahi olsa yabancı birini istememe nedenini şimdi anlayabiliyordu işte. Gürültüyle solurken yatağında oturur pozisyona geçmişti. " Bildiğin şeyler... " diye geçiştirdi onu. Aynı meseleleri sürekli sürekli konuşmaktan usanmıştı. Üstelik Suzan Hanım ne yapıp edip bir şekilde babasını haklı çıkartmayı da başarıyordu ve Cansu'nun şu anda buna tahammülü yoktu. " Peki yavrum... " dedi kadın. Sonra ekledi. " Babanı daha fazla kızdırmadan şu işi hallet bak. Ne o kadın, sarışın olan, tepesinden inmiyor adamın. " Sarışın diye bahsettiği kişi babasının basın danışmanıydı. Yani Cansu'nun skandallarla dolu magazin hayatını kontrol ve ispiyon eden kadın. Cansu kendini bildi bileli o kadından hiç haz etmezdi. Her boka burnunu sokar, didik didik eder ve bundan zevk alırdı sanki. Bıkkınlıkla derin bir nefes çekti ciğerlerine ve onu gürültüyle bıraktı. " Hale. " " Heh heh Hale. Vallahi bu ropörtaj işi olana kadar rahat vermeyecek bak ne sana ne babana. " " Babam şu gazetelerde, gençlik dergilerinde falan çıkan kıçıkırık üç beş haberi neden bu kadar kafasına takıyor ki? " diye sordu Cansu, gerçekten de bu konuları fazla ciddiye aldığını düşünüyordu. Genç bir kızı vardı ve kendi çapında eğleniyordu işte, ne vardı ki bunda büyütülecek? Herkes bu yaşlarda kendine çeşitli eğlenceler e…