Limon kokulu gece
Yazar: sakurameryo

Kafenin sigorta kutusundan gelen sert bir çıt sesiyle birlikte projektörler ve dükkanın loş ışıkları aniden yanıverdi. Işığın ani parlamasıyla ikimiz de hafifçe geri çekildik ama Ada elini yanağımdan hemen çekmedi. Parmak uçları, sanki tenime fırtınanın en sıcak anını kazımak ister gibi bir saniye daha yanağımda asılı kaldı. Kafasını hafifçe yana eğip gözlerimin içine baktı. O her zamanki alaycı meydan okuyan bakışlarının yerini alan o duru ve savunmasız ifade loş ışıkta daha da belirgindı. Yanaklarının hafifçe pembeleştiğini görebiliyordum. "Gitmek istemiyorum" diye mırıldandı sesi dışarıdaki fırtınanın artık yavaşlayan ritmine eşlik ediyordu. "Yani... eve gitmek istemiyorum Ege. Bu gece olmaz." "Gitme zaten" dedim, sesimdeki kararlılığa kendim bile şaşırarak. "Fırtına henüz tamamen dinmedi. Hem sırılsıklamsın." Onu kafenin arkasındaki küçük mutfak tezgahının yanına dükkanın en sıcak köşesine götürdüm. Yakup Amca'nın o geniş hırkasına iyice sarınmıştı, hırkanın içinde normalde olduğundan daha küçük ve narin görünüyordu. Ben tezgaha geçip ona sıcak bir şeyler hazırlamak için ketılı çalıştırırken, o da mutfaktaki yüksek taburelerden birine yerleşti. Gözü, tezgahın üzerinde duran sarı tenis topuna kaydı. Üzerine siyah kalemle çizdiğim o şaşkın penguen suratını görünce dudaklarının kenarında o çok sevdiğim, dünyayı fethedebilecekmiş gibi duran canlı tebessümü belirdi. "Gerçekten mutfağın en güzel yerine koymuşsun" dedi, sesi nihayet o tanıdık, neşeli tonuna kavuşurken. "Sözümü tutarım demiştim," dedim, önündeki tezgaha dumanı tüten sıcak, limonlu ve ballı bir kış çayı bırakarak. "Fırtınadan çıkan birinin en çok buna ihtiyacı olur." Ada fincanı iki eliyle kavrayıp sıcaklığını parmaklarına yayarken gözlerini benden ayırmadı. "Daha önce hiç bir fırtınanın içinde bu kadar güvende hissetmemiştim Ege. Ben hep... fırtınalardan kaçmak ya da onlara karşı raket sallamak zorunda kaldım. Anneme karşı İstanbul’a karşı, herkesin benden beklediği o kusursuz geleceğe karşı." Tezgaha yaslanıp ona doğru eğildim. "Burada raket sallamana gerek yok Ada. Burada sadece kendin olabilirsin." Fincanından küçük bir yudum aldı, gözleri mutfaktaki tencerelere dizili duran limonlara kaydı. "Senin bu sakinliğin..." dedi kısık bir sesle. "Bana o kadar yabancı ki. Ama bir o kadar da tanıdık. Sanki yıllardır aradığım o ritmi senin mutfağında bu limon kokularının arasında bulmuşum gibi." O gece sabaha kadar, dışarıda yağmur yavaş yavaş çiselerken kafede oturduk. Ne o gitmek istedi ne de ben onun gitmesine izin verdim. Egeve Ada olarak, Kordonun bir köşesinde, tüm dünyadan gizlenmiş küçük bir ada yaratmıştık kendimize. Ve ikimiz de biliyorduk ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.