GÜN BATIMINDA BAŞLAYANLAR

Kordon esintisi ve tatlı sırlar

Yazar:

GÜN BATIMINDA BAŞLAYANLAR - sakurameryo kitap kapağı
GÜN BATIMINDA BAŞLAYANLAR kitap kapağı

Ertesi sabah uyandığımda sağ omzumda ve bileğimde daha önce hiç hissetmediğim tatlı bi sızı vardı. Yataktan kalkarken yüzümü buruşturdum. Mutfaktaki tepsileri ağır döküm tavaları kaldırmaya benzemiyordu bu ağrı Aynanın karşısına geçip kolumu hafifçe döndürdüm penguen duruşumun bedeli, hafifçe tutulmuş kaslar olmuştu. Ama garip bir şekilde, bu sızı canımı sıkmak yerine yüzümde aptalca bir tebessümün belirmesine neden oluyordu ​Kafey geçtiğimde Yakup Amca her zamanki gibi köşesindeki masada, elinde gazetesiyle oturuyordu. Tezgaha geçip önlüğümu bağlarken sağ kolumu hafifçe ovduğumu fark etmiş olacak ki gözlüğünün üstünden bana ters bir bakış attı. ​"Hayırdır evlat tencere bu sefer de koluna mı düştü" dedi, sesindeki o her şeyi bilen tınıyla. ​"Yok amca" dedim hemen toparlanmaya çalışarak. "Dün biraz fazla hamur yoğurdum herhalde ondandır." ​Yakup Amca inanmadığını bbelirten bir ses çıkardı ama üstelemedi. "İyi bakalım. Bugün müşteri erken başlar, Kordon kalabalık. Kendini fazla yorma. ​Tezgahın arkasına geçip limonları rendelemeye başladım. Limon kabuklarının o keskin, ferahlatıcı kokusu havaya karıştıkça içimdeki tatlı telaş biraz olsun yatışıyordu. Kafenin kapısındaki rüzgar çanı ne zaman çalsa, gözüm gayriihtiyari kapıya kayıyordu. Acaba bugün de elinde o devasa tenis çantasıyla içeri dalacak mıydı? ​Öğlene doğru kafenin kapısı tekrar açıldı. İçeri giren kişi bu kez tenis şortu ve darmadağın saçlarıyla değil; dökümlü, beyaz bir keten elbise ve omzuna astığı küçük çantasıyla Ada’ydı. Onu ilk kez spor kıyafetleri dışında görüyordum ve yalan söylemeyecektim, bu haliyle Kordon’un o asil dalgalarına benziyordu. ​"Selam, şef" dedi tezgaha doğru yaklaşarak. Yüzünde yine o bildik meydan okuyan gülümseme vardı. ​"Selam" dedim, elimdeki bezi kenara bırakıp ona dönerken. "Bugün raketin yok bakıyorum? Kafam güvende mi?" ​Ada hafifçe güldü ve çantasından sarı bir tenis topu çıkarıp tezgahın üzerine bıraktı. Üzerine siyah bir tükenmez kalemle komik, şaşkın bir surat çizilmişti. ​"Dün denize gönderdiğin topu Kordon'daki çocuklardan biri kurtarmış. Ben de sana hatıra kalsın diye getirdim. Üzerindeki şaşkın ifadeyi sana benzettim, nasıl?" ​Topu elime alıp üzerindeki çizime baktım. Gerçekten de dünkü penguen halimi andırıyordu. "Çok naziksin Ada Bunu mutfağın en özel köşesine koyacağım." ​"Hak etti ama," dedi masalardan birine otururken. "Ee dünkü antrenmandan sonra kolların ne durumda? Bugün kahve fincanını tutabiliyor musun bari?" ​"Gayet iyiyim" dedim yalan söyleyerek. "Hatta sana yeni denediğim soğuk limonlu kahveden ikram edebilirim. Tabii yanına dün söz verdiğim o cheesecake'ten de." ​"Limonlu kahve mi?" dedi, tek kaşını kaldırarak. "Senin bu limon takıntın nereden geliyor Ege? Hayatın sadece sarı renkten ibaretmiş gibi davranıyorsun" ​Cheesecake dilimini ve hazırladığım soğuk kahveyi önüne bırakırken bir an duraksadım. Bu soru beni iki yıl öncesine, annemin o evden çıkıp gittiği ve hayatımın bir anda karardığı güne götürdü. O günlerde beni hayata bağlayan tek şey, Yakup Amcamın kafesindeki o taze limon kokuları olmuştu. Kokular, insanın en güvenli sığınağı olabiliyordu. ​"Bilmem" dedim, sesimin tonunu bozmamaya çalışarak. "Belki de sadece ekşi şeyleri tatlıya dönüştürmeyi seviyorumdur." ​Ada gözlerini gözlerima dikti. O her zamanki alaycı bakışının yerini bu kez derin bir merak almıştı. "Güzel cevap," dedi kısık bir sesle. Çatalıyla cheesecaketen küçük bir dilim alıp ağzına götürdü ve gözlerini keyifle kapattı. "Ve kesinlikle çok başarılı bir dönüşüm." ​İzmir’in o sıcak rüzgarı kafenin açık kapısından içeri süzülürken, hayatımın melodisine yeni bir enstrümanın dahil olduğunu hissediyordum. Ve bu hırçın kız yavaş yavaş tüm sessizliğimi bozuyordu.

Bölümün tamamını WritePad'de oku