Kortta bir şef
Yazar: sakurameryo

Sabahın altısında alarmın o nefret ettiğim sesiyle gözlerimi açtığımda kendime sorduğum ilk soru şuydu. "Benim orada ne işim var?" Normalde bu saatte uykumun en tatlı yerinde olurdum ama dün Kordon’daki o deli kıza söz vermiştim. Daha doğrusu beni açıkça kışkırtmıştı. ve benim gibi bir şefin meydan okumalardan geri adım atması kitabında yazmazdı Üzerime rahat bir şeyler geçirip evden çıktım. Sabah serinliği yüzüme çarpınca biraz kendime geldim. Kordon günün bu saatinde bambaşka bir güzelliğe sahipti. Deniz çarşaf gibi düzgündü etrafta sadece birkaç koşucu ve martıların sesleri vardı. Tenis kortlarının önüne geldiğimde Adayı bulmak hiç de zor olmadı. Kortun ortasında elinde raketle duvar pası yapıyordu. Tak, tak, tak... Top duvara çarpıp her döndüğünde, Ada daha da sert vuruyordu. Dışarıdan bakınca o dünkü umursamaz kız gitmiş yerine tamamen işine odaklanmış hırslı bir sporcu gelmişti. Saçlarını sıkı bir atkuyruğu yapmıştı ve gözlerindeki o kararlılık uzaktan bile belli oluyordu. Bir an durup onu izledim. Gerçekten bu işte çok iyiydi. Erkencisin, Şef Ege. Limon kokusunu evde bırakıp gelebilmişsin bakıyorum," dedi Ada arkasını bile dönmeden. Topu havada yakalayıp bana doğru döndü Dudaklarında o bildik muzip gülümseme belirdi. "Sözümü tutarım," dedim kortun kapısını açıp içeri girerken. "Hem kafama yeni bir raket darbesi almayacağımdan emin olmak için erkenden gelip seni kontrol etmek istedim" Ada hafifçe güldü ve kenardaki çantasından yedek bir raket çıkarıp bana doğru fırlattı. Havada zar zor yakaladım. Raket mutfaktaki bıçaklarıma ya da tavalarıma hiç benzemiyordu elime çok garip oturmuştu. "Pekala Sadece Ege. Şimdi sana tenisin altın kuralını öğreteceğim" dedi Ada, tam karşıma geçip bacaklarını hafifçe bükerek profesyonel bir duruş alırken. "Önce duruş. Kendini mutfakta çorba karıştırıyor gibi rahat bırakma. Sağlam dur" "Ben mutfakta çorba karıştırırken de gayet sağlam dururum, Ada Hanım," dedim ama yine de söylediği gibi pozisyon almaya çalıştım. Kendimi bir penguen gibi hissediyordum. Ada bana baktı gözlerini devirdi ve yanıma geldi. "Hayır öyle değil" diyerek elleriomuzlarımı düzeltti, ardından raket tutan bileğimi kavradı. "Bileğini sıkı tut ama kasma. Raket elinin bir uzantısı gibi olmalı, senin o limon renden gibi" Dokunuşuyla bir an duraksadım. Limon kokusu bu kez onda yoktu ama sabah esintisiyle karışan hafif temiz bir parfüm kokusu geldi burnuma. Ada ise tamamen işine odaklanmıştı. Birkaç adım geriye çekildi. "Şimdi sana hafif bir top atacağım. Sadece raketi düzgünce savur ve topu karşıya geçir, tamam mı? Hadi bakalım, şefliğini kortta da göster" Topu havaya atıp raketiyle bana doğru hafifçe fırlattı. Top bana doğru gelirken mutfakta devrilen tencereleri yakaladığım o refleksle raketi salladım. Çat! Ses güzel çıkmıştı ama top Ada’nın olduğu yere gitmek yerine kortu çevreleyen yüksek tellerin bile üzerinden aşarak Kordon’daki çimlerin üzerine fırladı. Deniz kenarında yürüyen bir adamın hemen yanına düşmüştü. Ada elini alnına koyup kahkahayı bastı. "İnanılmaz! Ben sana servis at dedim, sen topu doğrudan denize göndermeye çalıştın! Şef Ege senin bu kaba kuvvetle mutfakta tabak çanak kırmadığına emin miyiz?" "İlk seferdi," dedim bozuntuya vermemeye çalışarak, kulaklarımın kızardığını hissediyordum. "Raketin ayarı bozuk bence" "Tabii, kesin raketin ayarı bozuktur," dedi Ada, göz kırparak. "Neyse ki yanımda bir sepet dolusu top var. Çünkü seninle işimiz çok uzun sürecek gibi duruyor" Güneş İzmir’in üzerine yavaş yavaş yükselirken, kortta top sesleri ve Ada’nın bitmek bilmeyen alaycı kahkahaları yankılanıyordu. Ve ben, hayatımda ilk defa, mutfağın dışındaki bir yerde bu kadar eğlendiğimi fark ediyordum.