Gümüş Terazi

8. BÖLÜM: İLK RAHATSIZLIK

Yazar:

Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı
Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı

Sevgili Okuyucu… “İnsan bazen tehlikeyi gözleriyle değil, kalbiyle fark eder.Ama çocukken, o hissin adını koyamazsın.Yalnızca… rahatsız olursun.” ⚖️ Elif’le tanışmamızın üzerinden birkaç gün geçmişti. O günden sonra zaman bizim için başka bir ritimde akmaya başlamıştı. Neredeyse her gün, birbirimizi görmek istiyorduk. Hayatımda ilk defa, yanındayken hiçbir rol yapmadığım, sadece küçük bir çocuk gibi, korumasız ve saf davranabildiğim biri vardı. O sabah annesi bizi kendi evlerine davet etmişti. Elif’in evi, içeriye adım attığınız an sizi saran o sarmalayıcı sıcaklığını ilk günkü gibi koruyordu. Mutfaktan taze taze pişmiş kurabiyelerin bayıltıcı kokusu süzülüyor, evin içinde çocuk kahkahaları yankılanıyordu. Burası, dışarıdaki dünyanın o acımasız soğukluğundan yalıtılmış, insanın içini hiç ürkütmeyen nadir yerlerden biriydi. Ayakkabılarımı çıkarıp içeri girmeme bile tam izin vermeden, Elif heyecanla kolumdan tutup çekiştirdi. “Hadi, odama gidelim!” Peşinden neşeyle koştum. Odanın kapısından içeri girer girmez, o rengarenk oyuncaklarını büyük bir cömertlikle yatağın üzerine boşalttı. “Bak, bunların hepsi benim!” Şaşkınlıkla, gözlerim kocaman açılmış vaziyette etrafa baktım. Hayatımda bu kadar çok oyuncağı bir arada ilk defa görüyordum. Yatağın üzerine yığılan minik dünyaların arasında, ellerim titreyerek küçük, yumuşak bir ayıyı seçtim ve parmaklarımın arasında çevirdim. “Çok güzelmiş…” Elif, yüzünde parıldayan o masum gülümsemeyle başını salladı. “Çok seviyorsan istersen onunla sen oyna.” Tam o sırada, evin giriş kapısı ağır bir gıcırtıyla açıldı. Koridordan yankılanan tok ve aceleci ayak sesleri evin sessizliğini böldü. Elif, duyduğu sesle yerinde zıpladı, gözleri neşeyle parladı. “Abi gelmiş!” Merakla başımı kaldırıp odanın açık kapısına, koridora doğru baktım. Birkaç saniye sonra, kapı eşiğinde uzun boylu bir çocuk belirdi. Üzerinde hâlâ düzgün duran okul forması vardı; omzundan tek kollu astığı çantasını yorgun bir hareketle indirirken doğrudan bize baktı. Ve sonra… Gözleri yavaşça benim üzerimde sabitlendi. Bir an… Sadece bir an için odadaki bütün sesler, mutfaktan gelen kurabiye kokusu, havada uçuşan neşe çekilip gitti. İkimiz de konuşmadık. Elif kıpır kıpır yerinde durarak kolumdan tuttu ve neşeyle öne atıldı: “Abi, bak bu Neva.” Çocuk, dudaklarında son derece sakin, ele vermez bir tebessümle başını eğdi. “Demek Neva sensin.” Yutkunarak usulca başımı salladım. “Merhaba.” “Merhaba.” Sesinde en ufak bir tını tuhaflığı yoktu. Yüzünde de korkutucu bir ifade barınmıyordu. Ama nedense… Gözlerini bir saniye bile üzerimden çekmiyordu. O bakışlarda, yaşına hiç ama hiç uygun olmayan bir tartma, bir ölçme biçme hali vardı. Çocuklar bazen hiçbir mantıklı sebep yokken huzursuz olurlar; o gün ben de nedenini adlandıramadığım derin bir huzursuzluğun kıyısına sürüklenmiştim. Elif hiçbir şey sezmemişti, her zamanki neşesiyle araya girdi. Kolundan tutup onu içeri çekmeye çalıştı. “Hadi abi, gelsene içeri.” Ama çocuk adım atmadan önce ani bir hareketle elini uzattı. Parmakları, omzuma dökülen saçlarımın siyah bir tutamını yakalayıp yavaşça parmaklarının arasına doladı. “Saçların çok uzunmuş.” İstemsizce bir adım geri çekildim; omzumdaki o temas tüylerimi diken diken etmişti. O ise hiçbir şey olmamış gibi sadece gülümsedi. “Söylemiştim,” diye mırıldandı kendi kendine. Elif, kafası karışmış bir halde ikimizin arasında gidip gelen bakışlarla sordu: “Neyi söyledin abi?” “Hiç.” Elini cebine soktu, bakışlarını son bir kez üzerimde gezdirip arkasını döndü ve odadan çıktı. Ben ise hâlâ boş kalan kapı eşiğine bakmaya devam ediyordum. İçimde… Adını koyamadığım, zehirli bir kıymık gibi batan küçücük bir sıkıntı, göğüs kafesimi tırmalamaya başlamıştı. Sanki bir şeyler yanlıştı. Havada asılı kalan ağır bir koku gibi, görünmeyen ama hissettiren bir terslik vardı. Tabii ki yedi yaşındaki bir çocuk, o an o bakışların insan ruhunda ne kadar derin ve karanlık bir gölge bıraktığını henüz anlayamazdı. Sadece hissederdi. Ben de hissetmiştim. Kapının kapanma to…

Bölümün tamamını WritePad'de oku