Gümüş Terazi

7. BÖLÜM: YANLIŞ EV

Yazar:

Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı
Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı

Sevgili Okuyucu… “Bazı kapılar eve açılmaz… Bazıları, çocukluğun sessizce kırıldığı yerlere açılır.” ⚖️ Okulun son zili çaldığında, bütün çocuklar sevinçle bahçeye fırlamıştı. Kimi annesinin sıcak eline sımsıkı sarılıyor, kimi babasının boynuna atlıyor, kimi de yarın hangi oyunu oynayacaklarını konuşarak neşeyle koşuyordu. Ben ise okulun demir kapısının önünde, yapayalnız bekliyordum. Her zamanki gibi, babamın siyah arabası sokağın başında belirdi. Camı yavaşça indirip bana kısa, hevessiz bir bakış attı. “Bin.” Sesindeki o buz gibi soğukluk artık yadırgamadığım, ezberlediğim bir gercekti. Çantamı omzuma atıp arka koltuğa sessizce yerleştim. “Bugün okulun nasıl geçti?” diye sormadı. “Öğretmenin ne dedi?” diye merak etmedi. Resim dersinde yaptığım o resmi gururla göstermek için çantamın fermuarını aralamıştım ki parmaklarım durdu. Yavaşça çektim fermuarı. Çünkü biliyordum; babam bakmazdı. O, görmesi gereken şeyleri hep ıskalardı. Araba her zamanki eve giden yoldan sapıp başka bir yöne kırıldığında, başımı cama yaslayıp dışarıyı izlemeye başladım. Küçük, çekingen bir sesle mırıldandım: “Baba… Eve gitmiyor muyuz?” Gözlerini yoldan bir an olsun ayırmadan, kuru bir sesle cevapladı: “Önce bir yere uğrayacağız.” Bu cümleyi daha önce de duymuştum. Ve ne zaman bu cümleyi kursa, aynı esrarengiz yere çıkardı yolumuz. Direksiyondaki elleri gerildi. “Emniyet kemerini tak.” Sessizce dediğini yaptım. Arabanın içinde yalnızca motorun tekdüze uğultusu vardı. Camdan akıp giden ağaçlar, insanlar, dükkânlar hızla geride kalıyordu. Sol elim hâlâ çantamın içindeydi; resim dersinde yaptığım o kâğıdı buruşturmamak için parmaklarım titriyordu. Öğretmenim saçımı okşayarak, “Ailene göster, çok güzel olmuş,” demişti. İçimde cılız bir umut çiçek açmıştı. Belki… Belki bu kez gerçekten bakardı. Arabamız sonunda yüksek, beyaz duvarlı, sessiz bir evin önünde durdu. Babam kontağı kapattı. Kapıyı açıp indi. Ben de sessiz bir gölge gibi peşinden yürüdüm. Biz daha zile basmadan demir kapı kendiliğinden açıldı. Karşımızda duran kadın, uzun kahverengi saçları ve yüzünü aydınlatan sıcacık bir gülümsemeyle bize bakıyordu. “Hoş geldiniz.” Babam… O an öyle bir şey yaptı ki, olduğum yerde kalakaldım. Babam gülümsemişti. O dudak kıvrımını, o yumuşak bakışı daha önce hiç görmemiştim. Bana hiç böyle bakmamıştı. Kadın benden tarafa eğildi, gözlerimin içine baktı. “Sen Neva olmalısın.” Başımı hafifçe salladım. “Merhaba.” “Ne kadar da büyümüşsün.” Beni tanıyordu, biliyordu. Ama ben onu hayatımda ilk defa görüyordum. Kadın nazikçe kenara çekildi. “Buyurun, içeri geçin.” Evin içine adım attığım an, buranın bizim evimizden bambaşka bir yer olduğunu hissettim. İçerisi sıcacıktı. Mutfaktan taze demlenmiş çayın kokusu geliyor, masanın üzerinde yeni pişmiş kurabiyeler duruyordu. Salonun köşesindeki küçük radyodan eski, huzurlu bir şarkı süzülüyordu. Bu ev, bizim evimiz gibi ölü ve sessiz değil; aksine, nefes alıyordu. Kadın mutfağa yöneldi. “Neva, sana biraz süt hazırlayayım mı?” Ben cevap veremeden babam araya girdi: “İçer.” Tek kelime. Her zamanki o keskin emir. Birkaç dakika sonra kadın elinde bir bardak sütle döndü. Bardağı iki eliyle, dökmemeye özen göstererek büyük bir naziklikle bana uzattı. “Afiyet olsun.” Hayatımda ilk kez… Bir yetişkin bana bunu söylüyordu. Bardağı iki elimle kavradım. “Teşekkür ederim.” Kadın gülümseyerek uzaklaştı. Babam ise çoktan salondaki koltuğa yerleşmişti. Kadın da yanına oturdu; ikisi alçak sesle sohbete koyuldular. Ben odanın köşesindeki küçük kitaplığın önünde durmuş, sessizce onları izliyordum. Konuştuklarını tam olarak anlamıyordum ama babamın sesindeki o tonu, o yabancı olduğum yumuşaklığı duyuyordum. Bize evde asla bahşetmediği o sakin, huzurlu ses tonu buradaydı. Başımı çevirip onlara baktığımda, kadının gülüştüğünü gördüm. Ve babam… Onunla birlikte gülüyordu. Elimdeki bardak bir an benden bağımsız olarak ağırlaştı. İçimde, adını o an koyamadığım, keskin ve minik bir sızı belirdi. Yedi yaşındaydım. Kıskançlığın ne olduğunu bilmezdim, hayal…

Bölümün tamamını WritePad'de oku