Gümüş Terazi

Bölüm 2 — Sessiz Başlangıç

Yazar:

Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı
Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı

Sevgili Okuyucu… “Bazı insanlar, daha çocukken kimsesiz kalmaz. Ama yine de kendilerini kimsesiz hissederek büyürler.” ⚖️ 18 Kasım 2002 Kasım ayının gri sabahı, Karaca Köşkü’nün geniş bahçesine ağır bir sessizlik bırakmıştı. Gece boyunca yağan yağmur durmuş olsa da, taş yolların üzerinde biriken ince su damlaları hâlâ sabahın ilk ışıklarını yansıtıyordu. Bahçeyi çevreleyen yaşlı çınar ağaçları rüzgârın hafif esintisiyle usulca sallanıyor, köşkün gösterişli duvarları her zamanki gibi dışarıdan bakan herkese güven ve ihtişam hissi veriyordu. Oysa o duvarların ardında yaşananları bilen biri için bu ev, sıcak bir yuvadan çok, duyguların yıllardır sessizce hapsedildiği büyük bir binadan ibaretti. Siyah araç demir kapılardan ağır ağır içeri girdiğinde bahçede çalışan görevliler işlerini bırakıp saygıyla kenara çekildiler. Motor sustuğu anda şoför inerek arka kapıyı açtı. İlk olarak Hakan Karaca araçtan indi. Yüzünde ne ilk kez baba olmuş bir adamın heyecanı vardı ne de kollarına yeni aldığı kızını eve getirmenin sevinci. Hastaneden çıkarken taşıdığı sessizlik, köşkün bahçesine adım attığında da değişmemişti. Ardından Aysel göründü. Doğumun üzerinden yalnızca bir gün geçmişti. Yorgunluğu yüzünden okunuyor, attığı her adım bedenini biraz daha zorluyordu. Kollarındaki beyaz battaniyenin arasında ise henüz dünyaya gelişinin üzerinden yirmi dört saat bile geçmemiş küçücük Neva uyuyordu. Minik yüzü battaniyenin arasından zar zor seçiliyordu. İncecik nefesi dışında yaşadığını belli eden hiçbir hareketi yoktu. Köşkün giriş kapısı açıldığında içeride onları bekleyen ilk kişi Nermin Karaca oldu. Yanında her zamanki sakin duruşuyla Kemal Karaca vardı. Kemal’in bakışları istemsizce torununa kayarken yüzünde belli belirsiz yumuşak bir ifade oluştu. Nermin ise aynı şekilde bakmadı. Gözleri yalnızca birkaç saniye boyunca battaniyenin üzerinde dolaştı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi başını Aysel’e çevirdi. “Yorulmuşsundur. Odana çıkıp dinlen.” Sesinde geçmiş olsun diyen bir sıcaklık da yoktu, torununu görmek isteyen bir heyecan da… Sadece söylenmesi gereken sıradan bir cümle vardı. Aysel sessizce başını salladı. Neva’nın yüzüne bir kez daha baktı. O bakışta bir annenin ilk kavuşmasının heyecanını görmek zordu. Sanki kucağında taşıdığı bebek değil de, omuzlarına yüklenen ağır bir sorumluluk vardı. Tam merdivenlere yönelmek üzereydi ki, battaniyenin içinden ince bir ağlama sesi yükseldi. Neva’nın ağlayışı, köşkün ağır sessizliğini ince bir çatlak gibi ikiye böldü. O küçücük beden, dünyaya geleli yalnızca bir gün olmuştu ve bildiği tek şey ağlayarak ihtiyaçlarını anlatabilmekti. Salonda bulunan herkes o sesi duydu. Hiç kimsenin duymaması mümkün değildi. Fakat o ağlayış, kimseyi telaşlandırmadı. Kimse yerinden doğrulmadı, kimse “Bana ver.” demedi. Sanki evin içinde ağlayan bir bebek değil de, birkaç dakika sonra kendiliğinden susacak sıradan bir ses vardı. Kemal’in bakışları torununun üzerinde durdu. İçinden geçenleri söylemek ister gibi birkaç kez dudaklarını araladı, sonra vazgeçti. Yıllardır aynı evin içinde yaşamış olmanın getirdiği bir alışkanlık vardı üzerinde; bazen insan, söyleyeceği sözün hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bildiği için susmayı seçerdi. Nermin ise bütün bu sessizliği hiç bozmadan Aysel’i izliyordu. Gelininin yüzünde en ufak bir tereddüt arıyor gibiydi. Bir süre sonra sakin ama mesafeli bir sesle, “Doktor herhangi bir sorun olmadığını söyledi, değil mi?” diye sordu. Aysel başını hafifçe sallamakla yetindi. “Hayır.” Nermin’in aldığı cevap yalnızca buydu. Ne torununa yaklaşmak istedi ne de battaniyenin arasındaki küçücük yüze ikinci kez baktı. Bir kız çocuğunun doğumu, onun için üzerinde durulacak kadar önemli görünmüyordu. Neva yeniden ağladı. Bu kez sesi biraz daha belirgindi. Ağladıkça küçücük göğsü hızla inip kalkıyor, minicik elleri battaniyenin içinde istemsizce hareket ediyordu. Kemal dayanamayarak yavaşça öne çıktı. “Acıkmıştır.” dedi, sesi evde duyulan tek sıcak sesti. “Odana geç istersen. Biraz emzir, sonra dinlenirsin.” Ays…

Bölümün tamamını WritePad'de oku