Gümüş Terazi

Bölüm 1 — İlk Hüküm

Yazar:

Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı
Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı

Sevgili Okuyucu… Belki bu hikâyeye merak ederek geldin. Belki yalnızca ilk birkaç satırını okumak istedin. Belki de sadece yolun buraya düştü. Sebebi ne olursa olsun… Hoş geldin. Sana en başta bir gerçeği söylemek istiyorum. Bu kitap tamamen benim hayatım değil. Ama tamamen hayal ürünü de değil. Bu satırlarda okuyacağın bazı olaylar kurgu. Bazı duygular ise gerçeğin ta kendisi. Çünkü bazı acılar yazılmaz. Yaşanır. Bazı sessizlikler duyulmaz. Hissedilir. Ve bazı insanlar… Gülümserken bile, içlerinde kimsenin görmediği savaşlar verir. İnsan bazen yaşadıklarını anlatamaz. Bazen de onları kelimelere emanet eder. Ben, ikinci yolu seçtim. Belki ben konuşamadım. Belki bazı yaralarımı kimseye anlatamadım. Belki bazı geceler sessizce ağladım. Ama bir gün anladım ki… Sessizlik, insanı iyileştirmiyor. İnsan bazen konuşarak değil… Yazarak nefes alıyor. İşte Neva Karaca böyle doğdu. O yalnızca bir roman karakteri değil. O, benim sustuğum yerde konuşan ses. Korktuğum yerde cesaret eden yanım. Düştüğüm yerde yeniden ayağa kalkan tarafım. Bu yüzden bu kitapta bazen beni okuyacaksın. Bazen hayalini kurduğum güçlü kadını… Bazen de belki kendini. Eğer bir gün bu satırları okurken, “Ben de böyle hissetmiştim…” dersen… Bil ki bu kitabı yazma sebebim tam olarak buydu. Senden yalnızca tek bir isteğim var. Neva’yı tanımadan onu yargılama. Çünkü hiçbir insan, dışarıdan göründüğü kadar basit değildir. Her tebessümün ardında bir hikâye, Her sessizliğin içinde ise duyulmayan bir çığlık vardır. Şimdi sayfayı çevir. Çünkü bu yalnızca bir cinayetin hikâyesi değil. Yalnızca bir aşkın hikâyesi de değil. Bu… Karanlığın içinden ışığı arayan insanların hikâyesi. Ve belki de… Yıllarca susturulmuş bir sesin, ilk kez duyulmasının hikâyesi. Hoş geldin. Gümüş Terazi’ye. Sevgilerimle… ⚖️ 17 Kasım 2002 Kasım ayının gri sabahı, şehrin üzerine ağır bir sessizlik bırakmıştı. Gece boyunca yağan yağmur durmuştu ama kaldırımlar hâlâ ıslaktı. Hastanenin geniş camlarına çarpan rüzgâr, ince bir uğultuyla koridorların içinde dolaşıyor; duvarlara sinmiş keskin antiseptik kokusu, bekleyişi daha da ağırlaştırıyordu. Doğum katı her zamanki telaşını yaşıyordu. Bir sedye hızla koridorun sonuna doğru ilerliyor, beyaz önlüklü hemşireler birbirlerine kısa cümlelerle sesleniyor, odaların kapıları aralıklarla açılıp kapanıyordu. O telaşın içinde tek bir kapı vardı ki önünde bekleyen insanlar için zaman durmuş gibiydi. Doğumhanenin kapısı… Kapının üzerindeki kırmızı ışık yanıyordu. O ışık, içeride devam eden hayat mücadelesinin sessiz habercisiydi. Kapının önünde bekleyenler yalnızca bir bebeği beklemiyordu. Karaca Ailesi’nin geleceğini beklediklerine inanıyorlardı. Koridorun sağ tarafındaki koltukta oturan Nermin Karaca, yılların alışkanlığıyla elindeki kehribar tespihi ağır ağır çekiyordu. Parmakları sakindi ama gözleri aynı sakinliği taşımıyordu. Her birkaç saniyede bir başını kaldırıyor, kapıya bakıyor, sonra yeniden tespihine dönüyordu. Yanında oturan eşi Kemal Karaca’nın yüzü her zamanki gibi ifadesizdi. Sessiz bir adamdı. Düşündüklerini kolay kolay belli etmezdi. Karşı duvarda ayakta duran Hakan ise iki elini ceketinin ceplerine koymuş, gözlerini kapıdan hiç ayırmadan bekliyordu. İlk kez baba olacaktı ama yüzünde ne heyecan ne de korku okunuyordu. Sanki duygularını yıllar önce içinde kilitlemişti. Koridorun diğer tarafında Aysel’in annesi Fatma Hanım oturuyordu. Elleri dizlerinin üzerinde kenetlenmişti. Dudakları sessizce dua ediyor, gözleri zaman zaman doğumhanenin kapısına, zaman zaman da damadına kayıyordu. Yanındaki Mehmet Bey ise başını öne eğmiş, derin düşüncelere dalmıştı. O da endişeliydi ama endişesinin nedeni bebeğin cinsiyeti değildi. Kızının sağ salim o odadan çıkmasıydı. Sessizlik uzun süre bozulmadı. Ta ki Nermin Hanım derin bir nefes alana kadar. “Dört yıl…” dedi, sesi koridorun sessizliğinde yankılanacak kadar netti. “Tam dört yıl boyunca bu aile bir çocuk haberi bekledi.” Sözlerine kısa bir ara verdi. “İnsan bekledikçe sabrı tükeniyor.” Fatma Hanım başını kaldırdı a…

Bölümün tamamını WritePad'de oku