Gümüş Terazi

17.Bölüm: Gölgede Kalan Miras

Yazar:

Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı
Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı

S evgili okuyucum. Kendi evinde bir gölge, inandığın masada sadece bir kuraldan ibaretsin. Duvarlarını ne kadar kalın örersen ör, geçmişin o soğuk nefesi ve celladına dönüşen yakınların seni hep bulur. Hazır mısın? Çünkü maskeler düşüyor, adalet artık gölgelerden kanla yazılıyor. ⚖️ İstanbul’a gelişimizin üzerinden tam iki yıl geçmişti. Her şey aynıydı, hayatım, evin o boğucu düzeni, odamın duvarlarına sinen sessizlik. Herkes yine Kerem’i seviyordu. Kerem bu evin değişmez gözdesiydi, bense o evde yok muamelesi görmeye devam ediyordum. Yani her zamanki gibiydim, varlığıyla yokluğu bir, görünmez bir gölge. Ama bu iki yılda değişen tek ve en güzel şey hayatıma giren yeni bir arkadaştı. Belki de sadece bir arkadaş. İsmi Aylin’di. Evimizden on dakika uzaklıkta oturuyordu. Okullarımız farklıydı ama tam karşı karşıya duruyorlardı. Bazen, hatta çoğunlukla Aylin’i görebilmek, onun o bitmek bilmeyen neşeli sohbetini dinleyebilmek için okula yürüyerek giderdim. Çıkışlarda da hep birlikte eve yürürdük. Rusya’da yaşadığım o karanlık ve boğucu günlerden sonra kimseye güvenemiyordum, insanlara duvar örmek benim ikinci doğam olmuştu. Ama Aylin. Bilmiyorum, o sanki çok farklıydı. Beni anlıyordu, dinliyordu. O, her kelimesinde, her anında gülen cıvıl cıvıl bir kızdı. Bense onun yanında kahkaha atamazdım ama dudaklarımda hep küçük, masum bir gülümseme oluşurdu. Aylin yüzümdeki o ufak tebessümü her gördüğünde dünyalar onun olurdu, bana sarılıp "Görüyor musun, gülmek sana ne kadar çok yakışıyor!" diye sevinirdi. Bir de Duru vardı. O sadece küçük bir kız değil, gerçek anlamda can yoldaşımdı, kardeşimdi. Babası dedemin sağ koluydu, annesi ise bu köşkün emektar hizmetçisiydi. Duru ile sıklıkla bir araya gelir, onunla oynar, onunla gülerdim. Bu koca kasvetli malikanede bir tek Duru’nun yanında kendim olabiliyor, “Nefes” adını hakkıyla taşıyabiliyordum. Benden beş yaş küçüktü. İstanbul’a ilk geldiğim o berbat gün, herkes Kerem’in etrafında pervane olurken, Duru gelip elimden tutmuştu. Yüzünde o kadar saf, o kadar güzel bir gülümseme vardı ki. Bana bakıp "Abla, oyun oynayalım mı?" demişti. İşte o an Duru’nun ablası olmuştum. Belki kan bağımız yoktu ama bu iki yılda o benim küçük kardeşim, ben de onun ablası olmuştum. Yine her zamanki gibi odamda, Duru’yla baş başa gülüşüp sohbet ediyorduk. Başını dizime koymuş, bütün gün mahallede ne gördüyse, ne duyduysa gözleri parlayarak, kahkahalar atarak anlatıyordu. Bense şefkatle parmaklarımı onun uzun, turuncu saçlarında gezdiriyordum, o rengarenk, adeta sonbahar güneşini andıran turuncu saçlarıyla bana her zaman huzur verirdi. "Biliyor musun abla, ne oldu?" dedi birden heyecanla. "Noldu ablam?" diye sordum yumuşak bir sesle. "Şimdi ben kendi kendime oyun oynuyordum, birden Kerem geldi. Geldi, o güzelim turuncu saçlarımdan çekti ve bana 'Çok güzelsin turuncu' dedi. Ben de acayip kızdım, 'Sen de çirkinsin’ dedim, o da gülerek gitti. Çok sinir bozucu.” Onun bu saf öfkesine dayanamayıp gülmeye başladım. Duru hemen başını dizimden kaldırıp bana trip atar gibi baktı. Ben de eğilip o inatçı ama bir o kadar güzel turuncu saçlarından öptüm. "Öptüm, geçmiştir şimdi acısı dimi ablam?" dedim gülümsemeye çalışarak. O da bana karşı koyamayarak gülümsedi. Birden Duru ayağa kalktı ve sehbamın üzerindeki çiçeklere doğru yöneldi. Parmaklarıyla narin yapraklarına dokunmaya çalışarak, meraklı gözlerini bana çevirdi. "Abla, bunlar ne çiçekleri? Hep buradalar," diye sordu çocuk masumiyetiyle. Ben de yavaşça ayağa kalkıp yanına gittim, diz çöktüm. Gözlerimi o kırmızı, hüzünlü yapraklara dikerek fısıltıyla mırıldandım. "Bu çiçeğe ölüm çiçeği derler. Asıl ismi kırmızı örümcek zambağıdır ama halk arasında herkes ona bu ismi takmıştır." Duru gözlerini kocamanca açıp bana baktı, içindeki o çocukça korku ve merakla sordu. "Neden ölüm çiçeği diyolarki abla?" Elimle yanımı işaret ettim. "Gel, söyle oturalım, anlatayım sana Durum," dedim. Yanyana oturduk. Gözlerimiz masanın üzerindeki o hüzünlü çiçekte, anlatmaya başladım. "Anlatışa göre bu…

Bölümün tamamını WritePad'de oku