Gümüş Terazi

16.Bölüm: Küllerin Arasında Uyanmak

Yazar:

Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı
Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı

Sevgili okuyucu. İhanetin en tatlı dille sokulduğu, inandığın dağlara karların yağdığı o masanın kurulduğu yere hoş geldin. Hazır mısın? Çünkü bu kez kan akmayacak, ruhun yavaş yavaş ölecek. ⚖️ Karaca ailesine ait o özel jetin içinde, lüks deri koltukların üzerine sinmiş o boğucu sessizlikle baş başayız. Motorların henüz kalkış için çıkardığı o tiz, metalik uğultu kulaklarımı doldururken, kabinin içi dışarıdaki Moskova ayazından çok uzakta, yapay bir sıcaklıkla sarmalanmıştı. Hemen yanı başımda, annemle babam sanki biraz sonra inecekleri İstanbul'un zengin pazarını, şirketin yeni ihalelerini konuşuyorlardı. Kerem ise onlara özenmiş gibi ellerindeki tabletle oynuyor, arada bir neşeyle gülerek anne babasının dikkatini çekmeye çalışıyordu. Onların o neşeli, coşkulu kahkahaları kabinin geniş alanında yankılanırken, ben her zamanki gibi cam kenarına sinmiştim. Kolumdaki taze, sızlayan yaraların acısını gizlemeye çalışarak başımı soğuk cama yasladım. Ne bir kelime çıktı dudaklarımdan ne de yüzüme o sahte gülümsemelerden biri yerleşti. Onlar için bu uçakta yoktum zaten, tıpkı hayatlarında hiç var olmadığım gibi. Motorların çıkardığı o tiz uğultu, özel jetin gövdesini sarsarak bizi Moskova'nın gri bulutlarının üzerine taşıdı. Saatlerdir havadaydık. Kabinin lüks ve boğucu sessizliğinde annemle babam hala neşeyle bir şeyler konuşuyor, Kerem ise elindeki oyuncaklarla koltuğun üzerinde hoplayıp zıplıyordu. Onların bu yapay mutluluğu midemi bulandırırken, ben yine cam kenarında, kollarımın altındaki sızlayan yaralarla baş başa sessizliğe gömülmüştüm. Her şey normal gidiyordu. Ta ki o dakikaya kadar. Kerem birden durdu. Elindeki oyuncak parmaklarının arasından kayıp halıya düşerken, minik bedeni kasıldı. Yüzü aniden kireç gibi beyazladı, dudakları morarmaya başladı. Minik ellerini boğazına götürdü, sanki görünmez devasa bir el soluk borusunu sıkıyordu. "Nefes_ Nefes alamıyorum!" diye fısıldamaya çalıştı ama sesi çıkmadı. Gözleri yavaşça yukarı doğru kaydı, kafası arkaya doğru düştü ve olduğu yerde yığılıp kaldı. Kabinde aniden buz gibi bir rüzgar esti. Annemin çığlığı, uçağın motor sesini bastıracak kadar yüksek ve yırtıcıydı. "Kerem! Çocuğum! Ne oluyor?!" diye bağıran annem, koltuğundan fırlayıp kardeşimin üzerine kapandı. Babam dehşet içinde ayağa kalktı, yüzündeki o kibirli maske bir anda paramparça olmuştu, eli ayağı birbirine dolaşmıştı. "Doktor! Çabuk buraya bir doktor gelsin!" diye kükredi babam, uçak ekibine doğru. Jette bulunanözel doktorlar saniyeler içinde koşarak yanımıza geldi. Kerem’in hareketsiz, ölüm sessizliğine bürünen bedenine müdahale etmeye çalıştılar. Biri hemen oksijen maskesini çocuğun yüzüne kapattı, tüpü açtı. Ama saniyeler geçtikçe durumun vehameti yüzlerinden okunuyordu. Doktorun alnından süzülen terler, işlerin sarpa sardığının kanıtıydı. Doktor, nefes nefese başını kaldırıp dehşet içinde babama döndü. "Oksijen yetmiyor! Alınan oksijen tüpü bu basınçta yetersiz kalıyor, vücudu kabul etmiyor! Acilen inmemiz lazım, hemen şimdi en yakın meydana inmeliyiz yoksa çocuğu kaybedeceğiz!" O an uçaktaki panik tavan yaptı. Annem hıçkırıklar içinde oğlunun buz kesmiş ellerini tutuyor, babam ise pilot kabinine doğru koşup emirler yağdırıyordu. Uçak aniden sarsılarak keskin bir dönüş yaptı, motorların sesi değişti, en yakın piste inmek için hızla alçalmaya başladık. Dakikalar saat gibi geçerken, Kerem hala kaskatı ve ölü gibi yatıyordu. Rengi siyaha çalmaya başlamıştı. Ve nihayet, tekerleklerin piste çarptığı o sert sarsıntıyla uçak durdu. Kapılar dışarıdan açıldığı, içeriye o dışarının taze ve serin havası dolduğu o saniye. Kerem göğsünden kopan devasa bir hamleyle derin, hırıltılı bir nefes çekti içine. Gözleri yavaşça aralandı, küçük göğsü hızla inip kalkmaya başladı. Ölümün kıyısından dönmüştü ama hala bitkindi. Hemen dışarıdan gelen ambulans ve acil ekibi uçağa doluştu. Sedeyi uzatıp Kerem’i aldıkları gibi dışarı fırladılar. Annemle babam da dehşet ve korku içinde peşlerinden koştular. Ben ise oturduğum yerden, kollarımı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku