13. BÖLÜM: KÜL VE BUZ
Yazar: Sessizligi.Yazan R.B

Sevgili Okuyucu… ⚖️ “Bazı geceler geçip gider sanırsın. Oysa bazıları insanın içinde kalır, bir parçası kül olurken, bir parçası buz kesilir. Ve bazen insan, en çok da sustuğu yerde kendini kaybeder.” ⚖️ Gece, zihnime kazınan bir enkaz gibiydi. Gözlerimi kapatsam, o çocuğun parmaklarını saçlarımda, o buz gibi alkolün tenimdeki yakıcı sızısını hissediyordum. Uyumadım. Yatağın içinde, çarşafların arasına bir canlı cenaze gibi gömülmüş, titreyerek sabahın olmasını bekledim. Zaman, odanın sönük ışığında asılı kalmıştı. Üşüyordum. Kemiklerimin sızladığını, o soğuk ayazın hâlâ üzerimden gitmediğini hissediyordum. Güneşin doğuşu, odanın içine giren o soluk ışık hiçbir şeyi ısıtmıyordu. Kapı tıklandı. Hizmetçi kadının sesi, o sessizliğin içinde bir kırbaç gibi yankılandı. “Neva kızım, uyandın mı?” Cevap vermedim. Sesim, boğazımda düğümlenmiş bir çığlık gibi takılı kalmıştı. Kapı yavaşça aralandı. İçeri girdiğini, yatağın ucuna kadar yaklaştığını, odaya sinen ağırlığı hissettim. Başucumda durdu, bakışlarını üzerimde gezdirip durumu kavradı. “Okula gitmen lazım, annen çok kızıyor,” dedi, sesi şefkatle karışık bir endişe taşıyordu. Başımı yastıktan kaldırmadan, zar zor fısıldadım. “Gitmek istemiyorum. Bugün_ bugün gitmeyeceğim.” Hizmetçi, elini alnıma koydu. Parmakları tenime değdiği an, yüzündeki o sakin ifade yerini bir anda paniğe bıraktı. Gözlerini kocaman açarak irkildi. “Aman Allah’ım! Neva, sen yanıyorsun! Ateşin var, hem de çok yüksek!” Bir an bile beklemeden, panikle odadan çıktı. Odanın içindeki o ağır hava, kadının koşuşturma sesleriyle dağılmadı, aksine, içimdeki o boşluk daha da derinleşti. Birkaç dakika sonra, nefes nefese geri geldi. Elindeki termometreyi titreyen ellerle koltuk altıma yerleştirdi. Birkaç saniye sonra sayıları gördüğünde, yüzü kireç gibi oldu. “Kırk derece. Neva, nasıl böyle olabilir?” Hızla aşağıya, annemin yanına koştu. Birkaç dakika sonra odanın kapısı sertçe açıldı. Annem, üzerinde her zamanki o otoriter ve soğuk ifadesiyle içeri girdi. Bana, yani o yatakta yığılıp kalmış, ateşi kırk dereceyi bulan çocuğa baktı. Gözlerinde ne bir şefkat ne de gerçek bir endişe vardı, sadece "planlarım aksadı" diyen o tanıdık, buz gibi bakışları vardı. Üzerimdeki battaniyeyi sert bir hareketle kenara itti, gözleri yüzümdeki kızarıklığı ve bitkinliği bir anlık bir tiksintiyle inceledi. Eğildi, yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Nefesindeki o keskin parfüm kokusu, ateşten bulanmış zihnimi daha da zorluyordu. Fısıltıyla ama içindeki o tüm zehri kusarak konuştu. “İnsan bir kez olsun hatasından ders çıkarır, değil mi? Ama sen. Sen sadece doğuştan bir hayal kırıklığısın. Varlığın bile şu an üzerimde yarattığın bu tiksintiyi hafifletmeye yetmiyor.” Geri çekildi. Tek bir saniye daha o zavallı halime bakmaya tahammül edemedi. Kapıdaki hizmetçiye döndü, sesi bir buz kütlesi gibiydi. “Çıkın dışarı. Hepiniz dışarı çıkın!” Hizmetçi kadın, endişeyle bir adım öne çıkıp Neva’nın yanına yaklaşmaya çalıştı. “Ama efendim, çocuk yanıyor, ateşler içinde. Bir doktor.” Annem, kadının sözünü bile bitirmesine izin vermedi. Gözlerini kısarak “Sana çık demedim mi? İşini mi kaybetmek istiyorsun?” Kadın, korkuyla başını iki yana salladı. Hizmetçi kadını elinin tersiyle iter gibi bir hareket yaptı. “Sizinle uğraşamam. Dün gecenin cezasını böyle çekecek, bu onun kararı” Annem kapıya yöneldi. Eşiği geçtikten sonra, sesi evin koridorlarında yankılanacak şekilde bağırdı. “Bundan sonra kimse bu odanın kapısını açmayacak! Kimse ona yardım etmeyecek! Kendi başının çaresine baksın, artık büyük kız o. Bırakın, çeksin cezasını!” Ve tehditkâr bir sesle devam etti. “Ben çıkıyorum, Kerem’le ilgilenin. İşinize dönün. Eğer biri bu kapıyı açmaya cesaret ederse, o an bu evden kovulur. Anlaşıldı mı?” Kapı büyük bir gürültüyle çarptı. Hemen ardından o korkunç sesi duydum. Anahtarın yuvasında dönme sesi. Kilitlemişti. Şimdi hem içerideki ateşle hem de annemin o ağır, zehirli cümlelerinin bıraktığı terk edilmişlikle baş başaydım. Yatakta bir o yana bir bu yana savruldum, çarşa…