Gümüş Terazi

11. Bölüm: Kırmızı Damlalar ve Sessiz Soğuk

Yazar:

Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı
Gümüş Terazi – Sessizligi.Yazan R.B kitap kapağı

Sevgili Okuyucu… “Bazı yaralar çocukken açılır, ama insan büyüdükçe acısını anlamaya başlar. Bazen bir çocuğun sustuğu yerde başlayan hikâye, yıllar sonra bile peşini bırakmaz. Çünkü söylenemeyenler kaybolmaz, sessizce insanın içinde büyür.” Keyifli okumalar. ⚖️ Rusya’nın kışı, dışarıdaki beyazlığıyla bir örtü gibi değil, sanki üzerine çöken ağır, görünmez bir demir gibiydi. O olaydan bu yana tam bir yıl geçmişti. Her şey değişmişti ama aslında hiçbir şey değişmemişti, sadece dünya artık benim için daha keskin, daha soğuk bir yer haline gelmişti. Binamızın o tanıdık, rutubet kokan dairesinde yine aynı masadaydık. Kahvaltı vakti... Annem yine o uzak bakışlarıyla çayını yudumluyor, babam yine gazetesinin arkasında kaybolmuş, dünyayla bağını tamamen koparmıştı. Elif ve abisini arada bir binanın koridorunda veya bahçede görüyordum. Eskiden olsa hemen yanlarına koşardım, ama şimdi sadece başımı eğip geçiyordum. Aramızdaki o mesafe, aslında zihnimin o karanlık odasına çekilmiş bir sınır çizgisi gibiydi. Masaya bakıyordum. Kerem oyuncaklarıyla oynarken babamın koluna dokundu, babam hiç düşünmeden onu kucağına aldı. Midem kasıldı. O an o dokunuşun sıcaklığını hayal etmeye çalıştım ama zihnim beni hemen o odaya, o zehirli hisse geri çekti. Dokunmak artık bir sevgi değil, sanki tenimi yakan bir kıvılcımdı. Kimse bana dokunmasın istiyordum, ben de kimseye dokunamıyordum. Tam o sırada, burnumun içinde o tanıdık sızı başladı. Sıcak, genzimi yakan o metalik tat... Elimi burnuma götürdüğüm an parmaklarımın ıslandığını hissettim. Bir damla, sonra bir diğeri... Kan, tabağımdaki peynirin üzerine, beyaz ekmeğin kıyısına usulca damladı. Başımı hafifçe geriye attım, nefesimi tuttum. Masada kimse fark etmemişti. Belki de bakmak istemiyorlardı. Annem, kardeşim Kerem’e gülümseyerek bir şeyler anlatıyordu, babam ise gazetesindeki bir habere odaklanmıştı. Gözlerim doldu. İçimdeki o küçük çocuk, annesine veya babasına bakıp "Anne, bak kanıyor," demek istiyordu. Ama biliyordum, desem bile sadece "Yine mi dikkatsizsin, üstünü kirleteceksin," diyeceklerdi. Alışmıştım artık bu kanamaya. Kendi kendime sildim kırmızı izleri. Peçete sapsarıydı, üzerindeki kırmızı leke ise o anki yalnızlığımın özeti gibiydi. Tam o sırada mutfakta işlerini bitirip salona geçen hizmetçi kadın durumu fark etti. Telaşla yanıma doğru adımladı, elindeki bezi bırakıp elini omzuma koymaya yeltendi. "Neva! Kızım, yine başlamış..." diye fısıldadı, sesi endişeyle titriyordu. Omzumu hafifçe çekip ondan uzaklaştım. Gözümden süzülen o tek damla yaşı hızlıca yanağımla sildim. "Gerek yok," dedim, sesim çatallı ama kararlı çıkıyordu. "İyiyim ben, geçer birazdan." Ona daha fazla yaklaşma fırsatı vermeden sandalyeyi yavaşça itip kalktım. Okul çantamı omzuma taktım, koridora doğru yürüdüm. Montumu giyerken aynaya bakmamaya özen gösterdim, o aynadaki dokuz yaşındaki kızın gözlerindeki kırgınlığı görmeye dayanamazdım. Ayakkabılarımı giyip apartman kapısına yöneldim. Binanın ağır demir kapısını itip dışarı çıktığımda, Rusya’nın o dondurucu kış rüzgarı yüzüme çarptı. Sokaktaki karın sessizliği, evin içindeki o yapay gürültüden daha samimiydi. Çantamı göğsüme doğru iyice sıktım ve soğukta, kimsesiz bir gölge gibi okulun yolunu tuttum. Derin karların arasından yürüyerek sonunda okulun önüne vardım. Ağır demir kapıyı itip içeri girdim, uzun ve steril koridorlardan geçerek kendi sınıfıma yöneldim. Her zamanki gibi en arka sıraya, pencerenin kenarına geçip oturdum. Kısa süre sonra ders zili çaldı, diğer öğrenciler içeri girdi ama kimse benimle konuşmadı, zaten kimsenin benimle konuşmasını da istemiyordum. Görünmez olmak, bu koca okulda en güvenli şeydi. Hoca kürsüye geçip Rusça dersini anlatmaya başladı. Sesi uzaktan gelen boğuk bir uğultu gibi kulaklarımda çınlıyordu. Ders bittiğinde, omuzlarımdaki yük sanki tonlarca ağırlığa dönüşmüştü. Hiç kimseyle göz teması kurmadan kafamı önümdeki siraya koydum, soğuk ahşap yüzey alnımdaki ateşi biraz olsun alıyordu sanki. Birkaç dakika sonra yanımda birinin dikildi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku