Gerı donus
Yazar: Kemal Yavuz

İstanbul semalarında süzülen özel jet, öğle güneşinin altında alçalmaya başlamıştı. Kabin boyunca hâkim olan sessizlik, yalnızca motorların derinden gelen uğultusuyla bozuluyordu. Cam kenarında oturan Kemal, yıllar sonra yeniden göreceği şehre sakin gözlerle bakıyordu. Yüzünde ne heyecan ne de endişe vardı. Sanki on beş yıl önce ayrıldığı yere değil de sıradan bir iş seyahatine geliyordu. Karşısında oturan Barış ise daha huzursuz görünüyordu. "Yine de aileden birine haber verseydik," dedi. "En azından Hatice Hanım'ı arasaydık." Kemal gözlerini pencereden ayırmadan cevap verdi. "Şimdi geleceğimizi bilse yerinde duramaz. Böyle olması daha iyi." Barış başını salladı. Kemal'i yıllardır tanıyordu. Bir karar verdiyse onu değiştirmek neredeyse imkânsızdı. O sırada genç hostes yanlarına yaklaştı. "Kemal Bey, inişe geçiyoruz." Kemal kısa bir bakışla hostese dönüp başını salladı. Birkaç dakika sonra özel jet İstanbul Havalimanı'na teker koydu. Aradan uzun yıllar geçmişti ama İstanbul hâlâ aynı İstanbul'du; kalabalık, hareketli ve kendi ritminde yaşayan dev bir şehir. Kemal ve Barış VIP terminalden çıkarak kendilerini bekleyen siyah SUV'a doğru yürüdüler. Araç, terminal çıkışında sessizce bekliyordu. Kapılar açıldı. İkili arka koltuğa geçti. Barış oturur oturmaz orta konsolu açtı. İçeriden siyah bir tabanca çıkarıp alışkanlıkla mekanizmasını kontrol etti. Ardından silahı beline yerleştirdi. Kemal, olanları görmesine rağmen hiçbir şey söylemedi. Bu, ikisinin hayatında sıradan bir ayrıntıdan ibaretti. Motor çalıştı. Araç ağır ağır hareket ederken Barış koltuğuna yaslandı. "Seni bilmem ama uçmak beni acıktırdı." Kemal'in dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. "Sanki uçmasak acıkmayacaktın." Barış güldü. "Eee, doğru söylüyorsun." Kemal camdan akan İstanbul manzarasına baktı. "O zaman Eminönü'ne gidelim." "Benim için fark etmez kardeşim." Şoför dikiz aynasından kısa bir bakış attıktan sonra rotayı değiştirdi. Siyah SUV, birkaç dakika sonra İstanbul trafiğinin içine karışırken Kemal yıllar sonra şehri camdan ızler Siyah SUV, Eminönü sahiline yakın bir noktada durdu. Kemal ve Barış araçtan inerek deniz kenarındaki balıkçı teknelerine doğru yürüdüler. Martıların çığlıkları, vapur düdükleri ve kalabalığın uğultusu İstanbul'un kendine has atmosferini oluşturuyordu. Barış etrafına bakarak derin bir nefes aldı. "Şu manzarayı özlemişim." Kemal hafifçe gülümsedi. "Ben de." Balıkçı teknelerinin önüne geldiklerinde Barış siparişi vermek için öne çıktı. "Usta, bana bir tam." Sonra Kemal'e döndü. "Senin nasıl olsun?" "Yarım yeter." Barış şaşkınlıkla baktı. "Yarım mı?" Kemal başını salladı. "Abartma. Akşama evde de yemek yiyeceğiz. Annem bizi aç bırakmaz." Barış gülerek tekrar balıkçıya döndü. "Usta, bir tam bir yarım yap. Tamın içine ne varsa koy. Yarım soğansız olsun. Abim uzun zaman sonra memlekete geldi, güzel bir şey hazırlarsın artık." Balıkçı tebessüm etti. "İstanbul'a hoş geldiniz beyim. Siz oturun, hemen gönderiyorum." İkili denize karşı duran küçük masa ve taburelerden birine geçti. Kemal oturur oturmaz gözlerini denize çevirdi. Tuzlu rüzgâr yüzüne vururken yıllar sonra yeniden İstanbul'un havasını içine çekti. Barış ise çevreyi izliyordu. İnsanlar gelip geçiyor, vapurlar iskeleye yanaşıyor, martılar balıkçı teknelerinin etrafında dönüyordu. Kısa süre sonra genç bir garson yanlarına geldi. Elindeki balık ekmekleri masaya bıraktı. "Afiyet olsun abiler. Yanına bir şey içer misiniz?" "Bir acılı şalgam, bir de ayran." Kemal başıyla onay verdi. Garson uzaklaştıktan sonra Kemal balık ekmeğinden ilk lokmasını aldı. Bir an durdu. Yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. "Şu tadı dünyanın hiçbir yerinde bulamazsın Barış." Barış ağzı dolu halde başını salladı. "Doğru dedin." Kemal daha yarısına gelmeden Barış kendi balık ekmeğini bitirmişti bile. "Bazı şeyler hiç değişmiyor…