Gri Şehrin Mavisi. Ateşböceğim
Yemin ile Ölüm Arasında
Yazar: Nur

İki Yıl Sonra İzmir PMYO Mezuniyeti Sonunda o büyük gün gelip çatmış, takvimler mezuniyet tarihini göstermişti. Bakışlarımı tribünlere çevirdiğimde Fatih’i gördüm; gözleri dolu dolu beni izliyordu. Tören alanı tıklım tıklım, her yer tören üniformalı arkadaşlarımla doluydu. Onlara baktıkça göğsüm gururla bir kez daha kabardı. Tam o sırada hoparlörlerden, ' Konuklar, mezunlarımız yemin edecekler ...' anonsu yükseldi. Tribündeki Fatih’in bakışlarını üzerimde hissederken, Tören Amirinin gür sesi tüm alanda yankılandı: ' Polis Meslek Yüksek Okulu! Hazır ol! Yemin töreni için yerlerinize marş! ' Kalbimin güm güm atışıyla birlikte uygun adım yürüyerek masalardaki yerimizi aldık. 'Yemin vaziyeti al!' komutuyla sağ elimi masanın üzerindeki Türk bayrağına ve silaha yerleştirdim. Artık o kutsal yemini etmeye hazırdım. "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına, Atatürk İlke ve İnkılaplarına, kanunlara, demokratik kurumlara, hürriyetlere ve insan haklarına; Sadakat ve saygıyla bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını milletin hizmetinde, dürüstlük ve tarafsızlık ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliştirmek için çalışacağıma; Hizmet her anında, namusumu, şerefimi ve şanlı bayrağımı canımdan aziz bilip, hukuk devleti ilkelerinden ayrılmayacağıma; NAMUSUM VE ŞEREFİM ÜZERİNE AND İÇERİM! " diye bağırdık tüm meydan bizim gür seslerimizle inlemişti. Yüzlerce genç polisin aynı anda haykırdığı bu son söz, İzmir PMYO stadyumunun duvarlarında yankılanıp göğe yükseldi. Alanda dev bir alkış tufanı koptu, bando coşkulu bir marşa başladı. Kürsüden beklediğimiz o son anons geldi: 'Ve yeni polislerimiz... Mezuniyetiniz kutlu olsun! Kepler havaya!' Yanımdaki arkadaşlarımla birbirimize bakıp çığlık attık. Sağ elimdeki kepi, içimdeki tüm o iki yılın yorgunluğunu, gururunu ve heyecanını yükleyerek gökyüzüne doğru fırlattım. Yukarı baktığımda yüzlerce kep, tıpkı geleceğimiz gibi parıl parıl parlayarak havada süzülüyordu. Gözlerim hemen tribünlere, Fatih’e kaydı. Kalabalığın arasından sıyrılmış, gözlerindeki o dolu dolu gururla bana doğru bakıyor, çılgınca alkışlıyordu. Artık her şey geride kalmıştı; başarmıştım. Arkadaşlarımla birbirlerimize kocaman sarıldık. "Başardık devrem, polis olduk" diye bağırdı yanımdaki devrem Ali. "Sonunda değdi her şeye rağmen yaptık devreee" dedi yanımdaki Alper. Kollarımı onun boynuna da doladım. Evet başarmıştım, başarmıştık. Her şeye ve herkese rağmen yolun sonundaki aydınlığa koşmuştum. Ailemin karanlık işlerini, sevgisizliğini bahane etmeden çalışmış çabalamıştım. Beni asıl seven vatan, sarıp sarmalayan ise göklerde daima dalgalanacak olan hilal ve yıldızımdı. Fatih'in tribünleri hızla yarıp tören alanına koştuğunu görünce, adımlarımı hızlıca ona doğru attım. Boynuna sıkıca sarıldım. "Sonunda polis oldun bee!" Dedi o güne atıfta bulunarak. Dudaklarımda belli belirsiz bir tebessüm oluştu. "Gelmişsin" "Geldim çünkü bizde söz namustur" dedi gülümseyerek. "Kardeşim üniforma çok yakışmış" diyerek devam etti Fatih. Kollarımı daha da sıkı doladım boynuna. "Ööhğ olum kas yapmışsın sen, nefesimi kestin eşşek dur" diyerek homurdandığında hızlıca kendimi geri çektim. Kahkaha atmamak için kendimi tutmayı çalışsam da pek başarılı olamadım ve dudaklarımdan bir kahkaha döküldü. "Yeşim nasıl?" Diye sordum. Yalan yok baya da özlemiştim. "Kraliçe gibi yaşıyor hanımefendi" dedi sırıtarak. "Onu tahmin etmeliydim" deyip bende gülümsememi sürdürdüm. Sözleriyle birlikte içime garip bir sıcaklık yayıldı. Gözlerinin içi gülüyor tabiri Fatih'i yansıtıyordu resmen şu an. Fatih cebinden telefonunu çıkardı. "Eee..." "Nedir?" "Fotoğraf." "Daha yeni sarıldık." "Bir tane daha çekileceğiz." "Fatih..." "İtiraz istemiyorum." Kolumu omzuna attı. Telefonu uzattı. İkimiz de objektife baktık. Küçük bir flash patlamasıyla fotoğrafı çekti. "Benim ufak tefek işlerim var, evrak falan şimdilik ben kaçar" dedim hala yüzümdeki gülümsemeyi koruyarak. Dört Saat Sonra A…