GÖZLERİMİN YALANI

BÖLÜM 8: ZAMANIN ÖTESİNDE

Yazar:

GÖZLERİMİN YALANI – Ilgın kitap kapağı
GÖZLERİMİN YALANI – Ilgın kitap kapağı

Zamanın ve mekânın henüz insan idrakine göre sınırlanmadığı, varoluşun en saf ve taze demlerinde, Yaratıcı'nın "Ol" emriyle evrenin en muazzam eseri sahneye çıkmıştı. Evrenin engin sessizliği içinde, toprak, su ve ilahi nefesin buluşmasıyla ilk insan Adem yaratıldı. Adem bu zaman dilimi içerisinde Yaratıcı’nın ona öğrettiği her şeyin varlığının sırrını çözerek Cennet’in her bir yerini huzurla dolaşıyordu. Bu huzur bir yere kadardı, sonrasında Adem’in içinde daha adı konmamış his vardı, bu zamanda ise adı konmuş o his: yalnızlık. Bir gün, derin bir uykunun serinliğine bıraktı kendisini. Sabah olduğunda bu uykudan uyandığında, başucunda kendine benzeyen, ama kendisinden farklı bir zarafet ve ışık barındıran bir varlık buldu: Havva. Adem, gözlerini açıp ilk kez ona baktığında, içindeki o sessiz boşluğun yerini kusursuz bir aidiyet ve huzur aldı. Cennetin ihtişamı içinde, her meyve serbestti; sesler, renkler ve tatlar ve daha nicesi. Ancak orta yerde, ilahi bir sınırın nişanesi olan "Yasak Ağaç" duruyordu. O dönemde, henüz kibirle gölgelenmemiş, ancak içten içe kıskançlığın ateşiyle kavrulan İblis, cennetin huzurunu bozmak için bir yol arıyordu. İblis, gururuna yenik düşmüş, Adem’in kendisinden üstün kılınmasını kabullenememişti. Doğrudan yaklaşamadığı bu saf iki ruha, vesvesesini en tatlı, en ikna edici dille fısıldadı: "Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olmamanız veya burada ebedi kalmamanız için yasakladı. Eğer bu meyveden tatarsanız, zamanın ötesine geçecek, asla solmayacak bir saltanata ve melekliğe kavuşacaksınız." Şeytan, yeminler ederek niyetinin saf olduğuna onları inandırmaya çalıştı. İnsanın içindeki "ebedi olma" ve "yücelme" arzusu, o ince fısıltıyla tetiklendi. Ne Adem yeme isteğine karşı çıkabildi, ne de Havva. İkisi de o ağaçtaki meyveyi yemek istiyordu. O an, merak duygusu ağır bastı, ikisi de ağaçtan meyveyi koparıp meyvenin tadına baktılar. O ana kadar varlıklarının saf masumiyetiyle çıplak olan ikili, birden derin bir utançla sarsıldı. Cennetin o sonsuz güvenli limanından, yeryüzünün çetin şartlarına doğru bir kopuş gerçekleşti. Bu bir ceza olduğu kadar, insanın kendi potansiyelini ve iradesini sınayacağı yeryüze yolculuğun da başlangıcıydı. Böylece ilk günah işlenmiş oldu. Benim ilk günahım ise tam karşımda karanlıkta duruyor ve Emre’yle olan anımı böldüğü için ayrı bir keyif alıyor gibi karanlığın içinden kahkaha atan sesi kulağıma ilişiyordu. Karşımdaki kişi karanlıktan çıkıp aydınlığa geldiği an, yüzü seçilmişti. Karşımdaki kişi maalesef Alp’ti ve attığı her adım biraz daha nefesimi kesiyordu. Emre’nin az önce bana sunduğu o saf, güzel teklif karanlıkta yankılanıp kaybolmuştu. Siyah silüet tamamen aydınlığa çıkıp tam karşımıza geldiği an, yıllar öncesine ait birkaç anıyı aklıma getirmişti. Karşımdaydı işte; her şeyi yakıp yıkan adam. Aynı okulda, aynı sınıfta olabilirdik ama onun yüzüne bakmadan, onunla konuşmadan hayatıma devam ettiğim için bir sıkıntım olmadı hiçbir zaman. Şu an ise tam karşımda, benimle konuşmak için karşıma çıkmıştı. Alp’in yüzündeki o alaycı, küçümseyen gülümseme ile Emre’nin yüzündeki ani şaşkınlık birbirine karıştı. Emre, ne olduğunu anlayamamanın verdiği refleksle bir adım öne atıp sesini yükseltti: " Sen kim oluyorsun da böyle gelip ortalığı karıştırıyorsun?" Alp, Emre’yi zerre umursamaz bir tavarla süzdü, ardından gözlerini doğrudan bana dikti. O iğrenç ses tonuyla, " Söylesene sevgiline, güzelim," dedi, "daha önce kiminle flört ettiğini ve neden konuşmayı kestiğini anlatmadın mı yoksa?" Utanmadan yüzüme bakacak cesareti bulup karşıma çıkmış ve sevdiğim adamın önünde geçmişimi deşmeye çalışıyordu kendince. Bunu yapacak bir karakteri olduğunu bildiğim için bozuntuya vermeden, cesaretli biri gibi durmaya çalışıyordum. Alp’le lisede aynı sınıftaydım, maalesef aynı üniversite ve bölümü kazanmıştık. Liseden sonra ondan kurtulacağım için çok seviniyordum ama kader midir bilemeyeceğim yine aynı sınıfta denk getirmişti. Okulun ilk günü beni tanımıyormuş, sanki beni ilk defa burada görmüş…

Bölümün tamamını WritePad'de oku