BÖLÜM 6: GİDERDİ HOŞUMA
Yazar: Ilgın

Ne kadar süredir uyuduğumu bilmiyorum; ancak uykunun getirdiği o sersemlikle, ilk fark ettiğim şey üzerimdeki tuhaf bir ağırlıktı. Kollarım ve bacaklarım kurşun gibi ağırlaşmıştı ama aynı zamanda olağanüstü derecede rahattım. Göz kapaklarımı aralamaya çalıştım ama gün ışığı rahatsız etti, bu yüzden hemen geri kapattım. Tam o sırada, başımın altında hafif bir kıpırtı hissettim. Başım; istemsiz, ani refleksle, yanımda oturan kişinin omzuna doğru kaymıştı. Bunu fark ettiğim an içimde küçük bir şok dalgası koşturdu; ama o kadar uykulu ve huzurluydum ki doğrulmaya yeltenemedim bile. Nefes alış verişlerinin düzenli ritmi, göğsünün hafifçe inip kalkışı tenimden hissediliyordu. Bir anda kağıt çevirme sesi geldi kulağıma. Kitap okuyordu, demek ki önceden uyanıp ben uyanana kadar da kitap okumak istemişti. Dün ne yaptığımı hatırlamaya çalıştım. Küçük kütüphanemde Emre’yle kitap okurken uyuya kalmıştım. "Uyandı mı acaba?" diye fısıldayan o yumuşak sesi, kulaklarımın hemen dibinde, sanki doğrudan kalbimin içinde duydum. Çok çekmeden de kitabın kapanma sesini. “Şimdi onu uyandırmadan bu kitabı nasıl bırakacağım elimden?” Sakin bir şekilde boş kısma koyduğunu hissettim hareketlerinden. Emre’nin nefesi saç tellerime değiyor, içimde adeta kelebekler uçuşmasına neden oluyordu. Gözlerimi hala açamamıştım, çünkü bu pozisyonu bozmak, bu büyüleyici ve korunaklı anın sihrini bozar diye korkuyordum. Hafifçe kıpırdandığımı fark etmiş olacak ki, omzundaki başımın ağırlığını dengelemek istercesine bedeni biraz daha sabitlendi. Parmak uçlarının saçlarımda gezindiğini, tek bir teli bile incitmemeye çalışan o inanılmaz narin dokunuşu hissettiğimde kalbim göğüs kafesimi dövmeye başladı. Uyku mahmurluğu yerini aniden saf bir heyecana bırakmıştı ama bunu belli etmemek için solunumumu yavaşlatıp derin uykuyu taklit etmeye devam ettim. "Çok tatlı uyuyor," diye mırıldandı kendi kendine, sesindeki o tatlı tebessümü adeta hissedebiliyordum. Ardından alnıma, neredeyse rüzgar kadar hafif, utangaç ama bir o kadar da derin bir nefes bırakır gibi küçük bir öpücük kondurdu. O an zaman, bizim için kelimenin tam anlamıyla durmuştu. Dışarıda hayat akıp giderken, biz bu odanın içinde, kitap sayfalarının arasına saklanmış iki yabancıdan öteydik; aramızdaki o görünmez buzlar, o sessiz ve sıcak anla birlikte eriyip gitmişti. Gözlerimi hâlâ açmamıştım belki ama biliyordum ki bu uykudan uyandığımda hiçbir şey dünkü gibi olmayacaktı. Bu anın verdiği huzurla tekrardan kendimi uykuya teslim ettim. — Yattığım yerden kalkıp bir süre oturur pozisyonda kaldım kendime gelebilmek için. En son uyandığımda başım Emre’nin omzundaydı, kalkmadan önce boylu boyunca yatıyordum koltukta. Demek ki koltuğa yatırmıştı beni buradan kalktıktan sonra. Telefonu aradı gözlerim ilk başta. Küçük sandalyedeydi ve saatin kaç olduğuna bakma gereği hissettim kendimde. Öğlenden sonra birdi. Vücudum o kadar yorulmuştu ki bu saate kadar uyumuştum anlaşılan. Kendime geldiğimde etrafı güzel koku sardı. Gözlerimi ovuşturup salona doğru yöneldim. Emre sofrayı hazırlamıştı bile. Beni görünce, “Günaydın uyuyan prenses,” dedi. “uyandırmak için yanağından öpsem mi dedim ama garip kaçar diye düşündüm.” bu kadar açık sözlü olduğu için heyecanlanan kalbim beni çok yıpratıyordu. “Aaa ne diyorsun be?” diyerek sitem etmişim gibi davrandım sırıtarak, “Çok ayıp!” diyip ağzımdan ayıplar gibi birkaç ses çıkardım. Bu halime karşı kahkaha attı. “Pişi yaptım bu arada soğumadan gel de yiyelim.” diyerek masa oturdu. Ben de onun yanına geçip, “Keşke sana evinde gibi hisset demeseydim,” Anlamadım? der gibi baktı bunu dediğim an. “Resmen kendi evindeymişsin gibi kahvaltıyı hazırladın.” diye açıklamaya geçtim bana öyle baktığı için. Özgüvenli bir şekilde omuzlarını yukarı kaldırıp indirdi, yüzünde de özgüven oluşmuştu. “O kadar zahmet verdim dün sana, kahvaltı da benden olsun.” dedi. İnce düşünceli biriydi ve bu özelliğini dışarıya göstermekten kaçınmıyordu. Masaya geçip oturdum. O kadar harikaydı ki sofra, yemeğe kıyamıyordum. “Bunları…