BÖLÜM 5: İHTİMAL
Yazar: Ilgın

Ders bittiği, amfinin kalabalığı arasında toparlanma telaşı başlamıştı bile. Amfi çok dolu olduğu için sınıftan çıkmam biraz zordu, bu yüzden kızların nerede olduğunu öğrenebilmek için telefonumu çantamdan çıkartıp İnci’yi aradım. İnci’nin bugün iki saat dersi vardı, Sude’yle benim ise üç saat bu yüzden ilk işim Sude yerine İnci’yi aramak olmuştu ve telefonu ilk çalışta açtı. “Neredesin?” Diye sormuştum. “Her zamanki yerimizdeyim, yanımda Atakan ile Kaan var.” Dedi. Bugün Atakan’ın sabah dersi olduğu için hepimizden önce bitmişti dersi ama onun ismini söyledikten sonra tanımadığım birini de söylemişti. “Kaan mı? O kim?” diye sordum. Cevap hız kesmeden gelmişti İnci’den: “Emre’nin en yakın arkadaşıymış, hem de sınıf arkadaşı. Üçünün ortak dersi olmuş bi’ dönem, Atakan ile öyle tanışmışlar, siz gelene kadar beraber oturalım dedik.” diye açıkladı durumu. “Sen neredesin?” Amfi baya boşalmıştı, tek tük kişiler vardı. Kapıya doğru yöneldiğimde, “Amfiden çıkıyorum şimdi, iki dakikaya yanınızdayım.” diyip klasik görüşürüz konuşmalarını yaptıktan sonra her zamanki yerimize doğru gidiyordum. Merdivenlerden inip zemin kata geldiğimde sola döndüğümde kafeyi görmüştüm. Emre’yle tanıştığımız yerdi, artık daha güzel geliyordu burası bana. Tam içeri girecekken benle biri aynı anda girdi ve çarpıştık. Tam ağzımı açıp bir şey diyecekken karşımda Emre’yi gördüm. “Selam.” dedim, bu sefer Sude’nin iş cilve yap tavsiyesine uyarak. Bu halim onun hoşuna gitmişe benziyordu. Kıkırdama eşliğinde “Selam,” dedi içeriye girip bizimkilerin yanına, açık alana doğru giderken. Sınıf arkadaşı bizimkilerin yanındayken o niye şimdi geliyordu? Merakıma yenik düşerek, “Dersin mi vardı?” Diye sordum arkadaşının o masada oturduğunu bilmiyormuşum gibi. Açık alana çıktığımda gözüm İnci’yi aradı. Birkaç saniye sonra bulduğumda yanlarına gittik. “Alttan dersim vardı, ondan çıktım şimdi.” Dedi Emre. İkimizde masaya oturduğumuzda herkesi selamladık. Masaya oturduğumuz gibi, İnci’nin her zamanki muzip bakışları hemen üzerimize çevrildi. Benim bakışlarım İnci’den yanlarında oturan ve ilk defa gördüğüm o yabancıya, yani Kaan’a dönmüştü. Kaan, kısa kesilmiş koyu renk saçları ve üzerindeki salaş tişörtüyle oldukça rahat bir profile sahipti. Emre’nin en yakın arkadaşı olduğunu belli edercesine, onunla benzer bir hava taşıyordu. "Sonunda teşrif edebildiniz arkadaşlar," dedi İnci, kollarını göğsünde kavuşturarak. "Biz de diyoruz ki acaba kampüste kayıp mı oldular?" derken birden bir ses belirdi ve gözlerimiz ona döndü, “Ay bensiz neler kaynatıyorsunuz, dedikodu için beni bekleyemediniz mi?” diyerek boş sandalyeye geçti. Gelen kişi tabii ki de Sude’ydi. Büyük yuvarlak masada oturuyorduk, benim sağımda Emre, onun sağında ise Kaan vardı. Solumda ise sıralı bir şekilde; İnci, Sude ve Atakan olarak ilerliyorduk. Emre, sandalyesini masaya biraz daha yaklaştırıp rahat bir tavırla yaslanırken hafifçe güldü. "Alttan dersin azizliği İnci, bilirsin o işleri... Yoksa bir dakika bile kaybetmek istemezdim." Dedi kollarını iki yana açarak, kendinden emin bir şekilde; İnci’nin kampüste kaybolma cümlesine itafen. Gözlerini kısa bir anlığına bana çevirdiğinde, o cümledeki gizli anlamı ve bakıştaki sıcaklığı sadece ikimiz paylaştık. Yanaklarımın hafifçe ısındığını hissedip masada duran kahve bardaklarına odaklandım. Belli ki biz gelene kadar kahve içmişlerdi bile. Kaan ise oturduğu yerden hafifçe dik konuma getirip masadakilere ayak uydurarak söze girdi: "Ben de az önce Atakan’a diyordum zaten, bizimki son zamanlarda dersleri kaynatmaya başladı diye. Sebebini öğrendik.” dedi kahkaha eşliğinde. Atakan kahkaha atarak Kaan’ın omzuna vurdu. "Oğlum adamı hemen ele vermesene, yeni yeni sosyalleşiyor insan içine karışıp." Masanın etrafındaki bu neşeli ve rahat atmosfer, içimdeki o son kalan tedirginlik kırıntısını da alıp götürmüştü. İnci hemen araya girip, "Neyse, madem herkes toplandı ve ders belasından kurtulduk, bu akşam için ne yapıyoruz?" diye sordu. Gözleri önce bana, ardından Emre’ye kaydı; dün ak…