BÖLÜM 4: GÖNÜ FERMAN DİNLEMEZ
Yazar: Ilgın

Emre’nin teklifini kabul ettiğim o an, içimdeki küçük fırtına bir nebze olsun dinmişti. Dudaklarımda istemsizce beliren o küçük gülümsemeyi saklamaya çalışarak denize çevirdim başımı. "Olur," diyebildim sadece, sesimin titremediğini umarak. "Neden olmasın?" O sırada arkamızdan gelen Sude ve İnci'nin neşeli sesleri duyuldu. Atakan onlara ayak uydurmaya çalışırken, İnci Sude’nin koluna girerek hafif tempoda koşarak yanımıza geldiler. "Hey! Romantik anınızı böldüğümüz için çok üzgünüz ama biz yorulduk!" diye sitem Sude, kahkahalar atarak. İnci de başını sallayarak onayladı onu. "Aynen öyle, sahil dedik diye bizi yormaya hakkınız yok. Soğuk bir şeyler içeceğimiz bir yer bulalım hemen.” Yanımıza geldiğinde soluklanmak için biraz durdu. Bu durumdan bezmiş gibi duruyordu. “Normalde Mart soğuk olur ama ilk defa bu kadar sıcak olduğunu görüyorum, soğuk bir şeyler içmek istiyorum resmen." Atakan, "Ben kafe biliyorum, şurada hemen ileride," diyerek önden yürümeye başladı. Böylece kalabalık grubun ritmine ayak uydurarak sahil boyunca yürümeye devam ettik. Kafe, denize yakın, full cam detaylı ve camlarından içeriye sızan güneşle sıcacık duran bir yerdi. İçeri girdiğimizde hemen deniz kenarına yakın, altı kişilik büyük bir masa bulup yerleştik. Sude ve İnci soluğu hemen tezgahın önünde alırken, ben de deniz kenarı ne olur ne olmaz diyerek ince bi’ gömlek almıştım yanıma, sıcak basınca onu üstümden çıkartarak sandalyeme yerleştim. Emre, tam yanımda kalan sandalyeyi çekip oturduğunda, aramızdaki o tatlı gerginlik yeniden canlanmıştı. Emre sessizce bana döndü. "Akşam için heyecanlı mısın?" diye sordu, gözlerindeki o muzip ama bir o kadar da sevecen parıltıyla. Yutkunduysam da belli etmemeye çalıştım. "Şey... Aslında ilk defa böyle bire bir... Yani, evet, biraz heyecanlıyım galiba," dedim doğruları söylemenin en iyisi olduğuna karar vererek. Emre hafifçe gülümsedi. Masanın üzerinde duran elimin üzerine, kendi elini yerleştirdi. O an kalbimin atış hızı kesinlikle normal sınırlarda değildi. "Korkmanı gerektirecek hiçbir şey yok, Açelya," dedi fısıltıyla. "Sadece sen ol, yeter." O sırada Sude ve İnci ellerinde kahve tepsileriyle masaya döndüler, arkalarında da Atakan vardı. "Neler kaynatıyorsunuz bakalım yine baş başa?" diye sordu Sude, göz kırparak. Ona dil çıkartarak karşılık verdim ama içimdeki o mutluluk dalgasını gizlemem imkansızdı. Emre ayağa kalktığında ona dönüp baktım. “Ne içmek istersin?” Diye soru yöneltti bana. “Zahmet ettirmeyeyim sana…” dedim Emre’ye. Bana saçmalama der gibi baktığında içmek istediğim kahveyi söylediğimde direkt kahve siparişini verebileceği yere yönelmişti. Kısa bir süre sonra hem kendi hem benim kahvemle yanımıza gelmişti. Kahvelerimizi içerken okuldan, projelerden ve gelecekteki planlarımızdan bahsettik. Malum sınavlara az kalmıştı ve herkesin üzerinde ne yapacağız gerginliği vardı. Günün geri kalanı o kadar hızlı akıp gitti ki, güneşin yavaş yavaş batmaya başladığını, gökyüzünün turuncu ve pembe tonlarına büründüğünü fark etmemiz vakit aldı. Hava kararmaya yüz tutarken, Atakan "Ufak ufak kalksak mı arkadaşlar, yarın sabah erken dersi olanlar var, mesela benim.” dedi. Herkes onaylar şekilde başını salladı. Arabalara doğru yürürken kalbimdeki o heyecan, akşamki buluşma vaktinin yaklaştığını hatırlatırcasına hızla çarpıyordu. Evlere dağılıp kendi daireme çıktığımda, saatler sürecek olan o klasik "ne giyeceğim" krizi resmi olarak başlamıştı. Bu yüzden arabalara dağılmadan önce kızlara bana gelin demiştim ve ikisi de beni kırmadı. Yatağımın üzerine çıkardığım kıyafet dağını bakarken İnci ve Sude, ellerinde kıyafet askılarıyla operasyona dahil olmakta gecikmemişlerdi. "Olaya hemen müdahale ediyorum," dedi Sude ellerini beline koyarak. "Eğer etmezsem dünyanın en sıradan kombinini yapacaksın bu kot pantolon ve tişörtlerle." "Kızım ilk defa baş başa buluşacağım onunla, normal değil mi?" dedim ellerimi havaya kaldırarak. İnci hemen araya girip siyah, zarif ama çok da abartı olmayan elbiseyi üzerime tuttu. "İlk defa gidiy…