BÖLÜM 1: HAM GÖRÜNTÜ
Yazar: Ilgın

Boğucu bir Mart gününde olmanın verdiği terleme yüzünden okulda projemi yapmak için serinleyebileceğim bir yer arıyordum. Projemi yapıp rahat bir uyku çekeceğim bir gün sonu hayal ederken serin bir yer neresi var diye düşünüyordum okulda. Her zaman oturduğum bir yer geldi aklıma aslında ama bazen sıcak olduğu günleri hatırlıyordum, o yüzden oraya gidip gitmeme konusunda biraz kararsız kalmıştım. Gerçi sıcak olmayan ve esen bir yer olduğu zamanlar oluyordu. Orayı düşünürken eseceğini ümit etmiştim. Sınıftan çıkıp aşağı doğru indiğimde sola dönüp o her zaman oturduğum yere gelip boş bir yer aradı gözlerim. İçerisi çok sıcak olduğu için ilk işim açık alana doğru çıkmak oldu ve esen yer de tam olarak burasıydı. Boş bir yer gördüğüm gibi hemen oturdum ve bilgisayarımı masaya yerleştirdim. Vizelere iki hafta kalmıştı ve az önce bitmiş olan dersimin vize projesini yapmaya başlamam lazımdı. Sabah dersi olduğu için erken bitmişti ve günümü bu projeye ayırabilirdim. Grafik Tasarımı okuduğum için editleme üzerine bir dersim var ve hoca bir oyunun ana ekranını tasarlamamızı istediği için bugünümü buna ayırma fikri mantıklı gelmişti ama aklımda nasıl yapacağıma dair hiçbir şey yoktu. Bilgisayarımdan edit yapacağım programı açmıştım ve programla bakışıyorduk sanki bir anda ne yapmam gerektiği vahiy yoluyla inecekmiş gibi ama nafile. Aklıma fikir gelmesini beklerken elinde iki buzlu kahveyle karşıma oturmuştu Sude ve bir kahveyi bana vermişti, her zamanki gibi enerji saçıyordu. Sude’nin yanına ise sevgilisi Atakan oturuyordu. Kendisi okuldan en yakın arkadaşım oluyordu ve aynı bölümde okumadığımız için acayip moralim bozuluyordu çünkü bu konuda bana yardımcı olabilirdi. Maalesef -benim için- bilgisayar mühendisliği okuyordu ve editten ziyade kodlamaya hakimdi. Atakan ise Sude sayesinde tanıştığım ve yakın olduğum biriydi. Bu zamana kadar Sude’ye karşı hiçbir yanlışını görmemiştim ve gerçekten arkadaşıma karşı çok iyi bir sevgiliydi. Sude’nin enerjik haline karşı stresli bir halim vardı çünkü bu ders beni çok korkutuyordu. "Yine o ‘of napacağım’ diye sorguladığın dersin başında mısın?" diye sordu Sude, gülümseyerek. Ardından da kahvesini yudumlayıp ufak çaplı bir dans hareketi yaptı. Bu hareketi genelde ya bir şey yerken ya da içerken yapıyordu, bunu yapmasının sebebi yediği ya da içtiği şeyin tadını acayip beğenmesiydi genelde. "Açelya, yine mi edit? Bu sefer zor bir şey verdiyse hocan benim editle ilgilenen bir arkadaşım var, onu arayabilirim yardımcı olur sana." dedi Atakan. Bu sefer zor bir şey verdiyseden kastı geçen sene bu dersin birincisini almıştım, ilkinde sadece fotoğraf üzerine bir şeyler yapıyorduk. Bir oyunun ana ekranı ama fotoğraf versiyonu. Şimdi ise o yaptığımız ana ekranı yani oyunun giriş kısmını hareketlendirip arkaya ses koyacaktık. İkinci sınıftım ve bu kadar zor bir programı üniversiteye geçene kadar doğru düzgün kullanmamıştım haliyle de çok zorlanıyordum. Atakan’a zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdim. "Eğer sorun olmayacaksa onun için teklifini kabul ediyorum yoksa bunun altından kalkamayacağım.” dedim. Anlayışla gülümseyip elini telefonuna götürdü ve bahsettiği arkadaşını aradı. Tam o sırada, kapının pervazında bir gölge belirdi. Sanem. Sınıfın o "mükemmel", her zaman her şeyi bilen ve benim varlığımdan gizli bir haz duyar gibi beni sürekli eleştiren Sanem. İçeriye, bir podyumda yürür gibi girdi. Gözleri doğrudan benim ekranıma, sonra da karşımdaki Sude’ye kaydı. Çevremdeki kimsenin anlam veremediği bir nefreti vardı bana karşı ve bunun sebebini bilmiyorduk. Çok da kafamı ona yorduğum söylenemezdi. Arada sırada birbirimizle uğraşırdık, onun dışında pek muhabbet ettiğimiz söylenemezdi. Sanem’in sınıfta tek arkadaşı vardı o da Alp’ti. Düşüncelerimin arasından sıyrılmama sebep olacak o ince ses "Aaa, burada tam kadro toplanmışsınız," dedi Sanem, sesi iğneleyici bir tavır doluydu. "Açelya yine kendine kusursuz bir dünya mı kuruyorsun? Gerçi, basit bir edit programını kullanırken bile çok zorlanıyorsun orada bir düny…