YASAK TOPRAKLAR
Yazar: Zehra

Jip, dik yokuştan aşağı kayarak indiğinde karşılaştıkları manzara büyüleyiciydi. Etrafı devasa, aşılması imkansız kayalıklarla ve sık bir çam ormanıyla çevrili, ay şeklindeki bu koyda deniz, zifiri karanlığa bürünmek üzere olan gökyüzünün altında çarşaf gibi uzanıyordu. Cep telefonları kilometreler önce çekmeyi bırakmıştı. "İşte bu!" diye bağırdı Arda, direksiyona vurarak. "Telefon yok, insan yok. Sadece biz ve deniz." Çadırlar hızlıca kuruldu, Can dronunu gökyüzüne salıp koyun yukarıdan görüntülerini almaya başladı. Meryem, telefonunun flaşını açmış, "Sinyal yok ama offline içerik topluyorum," diyerek gülüyordu. Derin ise etrafı inceliyordu. Sahilin hemen bitimindeki ormanlık alanın derinliklerinde, ağaçların arkasına gizlenmiş gibi duran, yarı yıkık eski bir taş bina fark etti. Burası terk edilmiş eski bir fener evi ya da karantina istasyonuna benziyordu. Gece yarısına doğru kamp ateşi harlanmış, ortam iyice ısınmıştı. Ayla, ateşin çıtırtısı eşliğinde konuşmaya başladı: "Buraya neden Gölgeli Koy diyorlar biliyor musunuz? 90'larda burada bir grup kaçakçının ve bir köy dolusu insanın bir gecede sırra kadem bastığı söylenir. Bulunan tek şey, sahil boyunca bırakılmış boş tekneler ve ormandaki o binanın duvarlarına kanla çizilmiş sembollermiş." Can güldü: "Ayla, lütfen korku filmi klişelerini bırakalım. Yıl 2026, kimse bir gecede büyüyle yok olmaz." Tam o sırada, koyun sessizliğini yırtan keskin bir ses duyuldu. Can’ın havada süzülen dronunun pervaneleri aniden kilitlendi ve dron, ormanın derinliklerindeki taş binanın çatısına doğru hızla çakıldı. Ekranındaki görüntü gitmeden hemen önce, kameraya saldıran insansı ama çok hızlı bir gölge belirdi. Arda hemen ayağa kalktı. "Gidip alalım. Pahalı alet, orada bırakamayız." Derin araya girdi: "Arda, zifiri karanlık. Sabahı bekleyelim. Ormanın içi tekin durmuyor." Ancak Arda çoktan el fenerini yakmıştı. "Korkmayın yahu, altı üstü bir kuş çarpmıştır. Meri, gelmek isteyen?" Meryem, aksiyon ve iyi bir video fırsatını kaçırmamak için fenerini kapıp Arda'nın peşine takıldı. Can da aletini kurtarmak için arkalarından gitti. Derin ve Ayla, kampı bırakmamak ve onları kollamak için sahilde kaldı. Başlarına Açtıkları Belanın İlk Adımı Arda, Meryem ve Can, fenerlerin zayıf ışığında sık çam ağaçlarının arasından geçerek taş binaya ulaştılar. Bina, yakından bakıldığında çok daha tekinsizdi. Duvarlarında garip kazı izleri ve paslı zincirler vardı. Can’ın dronu, binanın tepesindeki kırık çatıdan içeri düşmüştü. Binanın içine girdiklerinde ağır, rutubetli ve metalik bir koku burunlarını doldurdu. Yerde gezinirken Arda'nın ayağı ahşap bir zemine çarptı. Burası gizli bir mahzen kapağıydı. Kapak tam oturmamıştı, sanki yakın zamanda birileri tarafından zorla açılmış gibiydi. "Çocuklar, dron tam bu kapağın arkasına düşmüş," dedi Can, elindeki tableti göstererek. Sinyal zayıf da olsa mahzenin altından geliyordu. Arda, uyarılara kulak asmadan ağır ahşap kapağı iki eliyle kavrayıp yukarı kaldırdı. Aşağıya doğru inen dik, taş merdivenler göründü. Tam o esnada, mahzenin derinliklerinden yukarıya doğru, insanı dehşete düşüren, boğuk bir hırıltı ve ardından zincir şakırtıları yükseldi. "Bu neydi böyle?" diye fısıldadı Meryem, geri çekilerek. Kamera kaydını kapatmayı unutmuştu. Geri dönmek istediler ama arkalarındaki kapı, sanki görünmez bir güç tarafından, muazzam bir hızla üzerlerine kapandı ve dışarıdan kilitlendi! Aynı anda binanın üst katından, sahilde bıraktıkları Derin ve Ayla’nın çığlıkları duyuldu. Gençler, ıssız bir koyda, telefonların çekmediği bir yerde, ne olduğunu bilmedikleri bir gücün av sahasına kendi ayaklarıyla girmişlerdi. Ve macera yeni başlıyordu. ZİNCİRLEME REAKSİYON Sahilde Dehşet: Derin ve Ayla’nın Sınavı Taş binanın ağır ahşap kapısının ormanın derinliklerinde yankılanan o ürkütücü kapanma sesi, sahilde bekleyen Derin ve Ayla’nın yüreğine bir bıçak gibi saplandı. Rüzgar aniden yön değiştirmiş, çarşaf gibi olan deniz hırçın dalgalarla kıyıyı dövmeye başlamıştı. "Ayla, duydun mu?" dedi Derin…