8. Bölüm
Yazar: Büşra bayrambey

Hayat insanlara hiçbir zaman adaletli davranmazdı. Adaleti insanlar sağlardı. Çoğu sağlamaya çalışırken, bazısı kendi sisteminde bunu çok güzel yürütürdü. Tabi ki hukuk sistemimize güveniyor, bunun için özellikle aldığım davalarda olayları derinlemesine ... Fakat, kendi yöntemlerimle çözdüğüm durumlarda vardı. Çünkü benim amacım kötüleri içeri tıkmaktı. Bunun için başvurduğum yollar bazen çetrefilli olsa da sonucu tatmin edici olduğu sürece bundan dönmezdim. Çünkü adaletin sağlanamadığı, gölgelerde kalmış insanlar vardı... Çocuklar, kadınlar. Adin hukukta ilk haftamı tamamlamıştım. Semin ve Sezer’in radarından uzak durabilmiş, son olayımızdan sonra özellikle kendi sınırlarımdan asla çıkmamıştım. Kendi katımda bana verdikleri ufak cam bölmeli odamda Berat Güneş davasıyla ilgileniyordum. Bunun için Semin Bey iki kez toplantı istemişti, fakat ona sunacak hiçbir şeyim olmadığı için maillerine geri dönmemiştim. Tabii bir diğer neden çözemediğin sözleşme meselesi olabilir sanki Sayecim. Konumuz kesinlikle Semin Adin ve davranışları değildi. Çünkü bu içinden çıkılamayacak kadar dipsiz bir kuyuya düşmek gibiydi. Bu yüzden kendimi elimdeki dosyaya adamış ve ondan başka bir şeye yoğunlaşmamak üzere kendimi kapatmıştım. Dava aslında uzun süredir gündemde olan bir olaydı. Fakat ben o kadar yoğundum ki pek çok şeyi kaçırmıştım. Berat Güneş'in aşk cinayeti olarak tanımlanıyordu medyada olay. Evet medya, çünkü davamızın ana konusu Berat Güneş tam bir playboydu. Çıkmadığı manken, beraber görüntülenmediği ünlü isim yok denecek kadar azdı. Bu görüntülenmelerin öznesi tabi kadınlardı. Fakat işler burada karışıyordu. Gözde bekar Berat Güneş, tanınan iş adamı Süleyman Acar'ın eşi Öykü Acar ile yaşadığı yasak aşkın deşifre olmasının ardından Süleyman Acar'ı ormanlık alanda öldürmüştü. Olayın ardından ifadesi alınan Öykü Acar, kendini eve kapatarak inzivaya çekilirken, Berat hapse girmişti. Görünürde her şey Berat Güneş'i suçlu çıkartırken beni rahatsız eden şeyler vardı. Her şey mükemmel planlanmış bir cinayet gibiydi. Detaylar ince ince işlenmiş, kusursuz görünüyordu. Ama bir şey eksikti işte... Hiçbir cinayetin kusursuz olamayacağını biliyordum. Bu cinayet öyle kusursuz görünüyordu ki bir film sahnesinden fırlamış gibiydi. Bir yerden başlamalıydım. Duruşma önümüzdeki haftaydı, Berat Güneş’i beraat ettirmek, kariyerim için önemli bir adım olmakla birlikte Semin Adin’e karşıda bir zafer kazanmış olacaktım. Her ne kadar onun için çalışan bir avukat olsam da ona meydan okuyan bir tarafım vardı. Olayı akıcı bir şekilde çözüp gözlerinin içindeki ifadeye bakmak istiyordum, yüzünün alacağı şekli görmek benim en büyük ödülüm olacaktı sanki… Telefonumu elime alarak, Musa komiseri aradım. Musa İnan, babamın emniyetteki bir arkadaşıydı. Babam bana onun numarasını vermiş ve ne olursa onu arayabileceğimi söylemişti. Onu birkaç kez baktığım davalarla ilgili aramıştım ama sanırım şimdiye kadar ki isteyeceğim en büyük iyilik bu olacaktı. ‘Saye kızım…Hayırdır inşallah?’ diye açtı telefonu, sanıyorum ki mesleki deformasyondu. Kendisi cinayet büroda amirdi. ‘Musa amca merhaba, nasılsın?’ diye sordum fakat sesimde beklemediğim bir sıkıntı vardı. Babamın arkadaşıyla konuşmak, onun artık olmadığını yüzüme bir kez daha çarpmıştı. Arkadaşları yaşarken onun artık olmaması… ‘İyiyim kızım sen daha iyi misin? Cenazede gelemedim yanına, kusuruma bakma.’ Dediğinde bu konuyu konuşmak boğazımı düğümlüyordu. Bu nedenle söylediklerini duymazdan geldim ve direk konuya girdim. ‘Bir dava var bu nedenle görüşmemiz mümkün mü?’ diye sordum. ‘Bugün zor ama yarın görüşelim.’ Dediğinde ısrarcı avukat kimliğime bürünerek ‘Bu biraz önemli ve benim hiç vaktim yok diyebiliriz. Bana on dakika ayırsan yeter.’ ‘O zaman, emniyete geçiyorum ben bizim oradaki kafeye geç kızım orada buluşalım.’ Dedi. Dudaklarıma bir gülümseme yayılırken onu onayladım ve telefonu kapatarak ofisten çıktım. Koridorda beni gören Banu. Kendisi bana ilk gün garip sorular soran kızıldan başkası değildi. ‘Nereye ?’ diye sor…