7. Bölüm
Yazar: Büşra bayrambey

Her adımım bir çatlak, her nefesim kırık bir aynaydı. Görünen ile gerçeğin arasındaki uçurum, beni en çok korkutan şeydi. Gözlerimdeki parıltıyı bile bile boğmaya çalışan gölgeler vardı ve gariptir ki ben o karanlık gölgelerde gözlerimi açık tutmayı öğreniyordum. Yaşananlardan sonra - Semin’in beni aniden öpmesi - çiftlik evinden apar topar ayrılmıştım ve oda buna müdahale etmemişti. Bir otele yerleşmiştim, evime ne zaman geçeceğim belli değilken, bunu ona asla soramayacağımı da biliyordum. Bugün aynı zamanda ilk iş günümdü. Kerim’in beni bir hafta önce getirdiği binanın önündeydim. Her hukuk öğrencisinin özellikle Ankara’da hukuk okuyanların Adin Hukuk’ta çalışmak veya staj yapmak gibi bir hayali olurdu. Ama bunun gerçeğe dönüşmeyecek kadar ütopik olduğunu da bilirdik. Çünkü çok seçicilerdi. Zamanında staj için başvuru yapmış ve red yemiştim. Sınıfımdaki tüm arkadaşlarıma red cevabı verilmişti. Doğrusu kriterleri neydi kimse bilmiyordu. Sadece girmesi zordu. Danışmaya geçip adımı söylediğimde bana bu sefer misafir giriş kartı değil, personel kartı verilmişti. Asansörlere yürüdüm ve danışmanın söylediği gibi on altıncı kata çıktım. Semin’in on sekizinci katına göre burası çok daha hareketli ve doluydu. Beyaz tonların hâkim olduğu katta belki de elliden fazla avukat vardı ve hepsinin odası cam bölmelerle bölünmüş, katta şeffaflık sağlanmıştı. Bilinmezlik beni gererdi. Şu an odamın neresi olduğunu, kime ne soracağımı bilmediğimden oldukça gergindim. Geniş holde yürüdüm ve bir kahve otomatı görerek oraya ilerledim. Benimle aynı anda otomata varan kızıl saçlı, orta boylu ve oldukça seksi giyinmiş kadınla bakıştık ve sevimli olmasını umarak ‘Merhaba’ dedim. Bana öncelik vererek kahvemi almamı bekledi o sırada oda merhaba demişti. ‘Ben yeni başladım, kiminle görüşmem gerekiyor.’ Diye sordum kadına. ‘Öyle mi’ dedi sorarcasına sonra beni baştan ayağa süzdü ve tek kaşını kaldırarak ‘Tatu-ji?’ diye bir kelime çıktı ağzından. ‘Efendim?’ dedim sorarcasına. Başını hafifçe aşağı eğerek aşağı-yukarı salladı. O an boynunda, kulağına çok yakın bir yerde lekesi olduğunu fark ettim. Bu bir yerden tanıdık geliyordu, Kerim. Ondan da aynı dövmeden vardı. Öyle gerçekçi bir dövmeydi ki sanki dokunsam tırtıklı yüzeyi hissedecek gibiydim. ‘Dövmen var mı diye soruyorum.’ Dedi kadın sabırsızca. İlk baştaki tavrı yerini başka birine bırakmış gibiydi. Ayrıca dövme ne alakaydı … ‘Hayır.’ Dedim kısaca. Aramızda anlamsız bir sohbet geçiyordu. ‘Sana Sezer Bey yardımcı olacak. On sekizinci kat.’ Dedi ve kahvesini almadan geri dönerek gözden kayboldu. İşim Sezer’e düşmüştü ve ben bu durumdan hiç hoşnut değildim. Geldiğim yere asansöre geri yürüyerek, on sekizinci kata bastım. Siyah ve gri beni bir kez daha karşılarken katın sessizliğine uyum sağlayarak yavaşça adımlarımı sola dönen koridora yönlendirdim. Semin’in kapısı görünürken, onu görmemek için içimden dualar etmeye başlamıştım bile… Dudaklarının bıraktığı görünmez iz hala dudaklarımdaydı. Düşüncelerimle birlikte fesleğenle karışmış ferahlatıcı kokusu benliğime dolmuştu. Yanlış Saye. Kendine gel. Sezer’in masasının hemen önünde durdum. Bilgisayarıyla uğraşıyordu. Önünde birinin durduğunu anlayınca bakışları bana döndü. ‘Saatten haberin var mı?’ dedi kabaca. ‘Vaktinde geldim. Aşağıda odamı bulmaya çalışıyordum.’ Diyerek açıkladım. ‘Oda mı?’ dedi alay dolu sesle. ‘Burada bir odanın olabileceğini mi düşünüyorsun?’ ‘Bende buradaki diğer herkes gibi avukatım’ ‘Yanlış, sen onlar gibi değilsin.’ Dediğinde imaları can sıkıcı bir hal almıştı. ‘Benden ne istiyorsun?’ dedim. Masaya bana dönük olacak şekilde kağıtlar koydu. Hemen üzerine bir kalemi sert bir şekilde bırakarak ‘Bunları imzala.’ Dedi. Sandalyeye oturdum ve kağıtları elime alırken ‘Bunlar ne?’ diye sordum. ‘Gizlilik sözleşmesi.’ Diyerek dikkatini tekrar bilgisayarına verdi. Buraya ilk gelişimde Semin’in odasındaki adam geldi aklıma. ‘Bir adamın hür iradesi dışında, esiriniz olarak zorla tutulması ve darp edilmesi olayıyla ilgili mi?’ Diye sordum. Bakışlar…