10. Bölüm
Yazar: Büşra bayrambey

Dönüş yolunda Yeliz’le mesajlaşmış, Semin’i olabildiğince görmezden gelmiştim. Yol tahmin ettiğimden daha uzun sürünce, etrafa bir göz attım. ‘Neredeyiz?’ diye sordum. O kadar uzun bir gece olmuştu ki bir an önce otelime dönüp uyumak istiyordum. Tabi burkulan bileğim buna ne kadar izin verirse… Geceyi acilde kapatacakmışım gibi gelse de önce otelime gitmek tek hedefimdi şu an. ‘Biraz sabırlı ol, öğreneceksin.’ Yanımdaki adamın sesini duyduğumda sorduğum soruyu bile neredeyse unutmuştum. Cevap vermemesine alışmış olduğumdan sanırım, bir şeyler demesini çoğu zaman beklemeyi bırakmıştım. Gecenin karanlığı, ağaçların ay ışığının yansımasıyla yola düşen gölgeleri eşliğinde hiç bilmediğim bir yerdeydik. Büyük bir kapıya doğru sola döndüğümüzde kısa bir an araba durdu. Ardından büyük kapı açıldı ve biz kocaman bir araziye giriş yaptık. ‘Burası neresi?’ diye sordum etrafı incelerken. Fakat tahmin ettiğim gibi cevap vermemişti. Taş yolda yaklaşık bir kilometre kadar gittikten sonra iki katlı, uzunca kocaman bir villanın önünde durduk. Burası kesinlikle benim kaldığım otel değildi. Semin arabadan inerken, aynı şekilde bende indim. Koca villanın kapısı açıldı ve Sezer bize doğru hararetli bir şekilde yaklaşmaya başladı. ‘Sana mı bir şey oldu? Neden doktor istedin?’ diye dikkatle Semin’e yaklaştığında beni fark etmediğini anladım. ‘Ben iyiyim. Saye ayağını burktu.’ Bakışlar bana dönerken sinirli hali katlanmış gibiydi. ‘Hayatımıza kara bulut gibi çöktün. Gece gece nereye gittiniz?’ İlk cümleyi bana hitaben söylerken ikincisinde Semin’e dönmüştü. ‘Doktor gelmedi mi?’ diye karşılık verdi. Ne doktorundan bahsediyorlardı? ‘Birazdan burada olur.’ Sezer daha kontrollü bir sesle konuşurken ‘İçeri girelim hava soğuk.’ Dedi ve Semin’in adım atmasını bekledi. Seminse bana dönerek önden buyur der gibi işaret yaptı. Ayağımın şişliğini otururken anlamasam da şu an bariz bir şekilde kendini hissettiriyordu. Adım atabilecek halde değildim. ‘Neden buradayız ki?’ oraya yürüyemem. ‘Evime hoş geldin.’ Dedi Semin. Demek bu kocaman heybetli ve asil ev ona aitti. Cümlesini duymamazlıktan gelerek ‘Ama neden buradayız?’ sorumu tekrarladım. ‘Ayağın kötü durumda, doktor çağırdım.’ ‘Ben kendim hallederdim.’ ‘Biliyorum. Ama bir nevi benim yüzümden oldu.’ ‘Bu benim hatamdı.’ ‘Arka kapının şifresini başından beri biliyordum.’ İtirafı ağzımı açık bırakmama neden olurken ‘Neden boşuna bizi uğraştırdın ki?’ kaşlarımın çatılmasına engel olamamıştım. Omuzlarını silkerek ‘Madem casusluğa soyundun, bunu hak edilen şekilde yapalım diye.’ O kadar doğal ve söyledikleri mantıklıymış gibi konuşuyordu ki, çok emindi kendinden. Üstelik çocuk muydu? Kaç kişiliği vardı bu adamın cidden beni deli ediyordu. ‘Senin yüzünden bu haldeyim.’ ‘Evet, bende ondan bahsediyorum. Hadi içeri girelim.’ Giremezdim. Tek bir adım atarsam, yere düşecektim. Ağrım çok fazlaydı. ‘Önce sorularımı cevapla.’ Diye direttim. ‘Yeterince açıklayıcı olduğumu düşünüyorum.’ ‘O eve girmeyeceğim. Beni otele götür.’ ‘Tamam, doktor bir göz atsın götüreceğim.’ ‘İçeri girsek mi artık? Üşüdüm.’ Huysuz Sezer araya girmese olmazdı. İkimizde onu yok saydık ve bizi beklemeye devam etti. ‘İçeri girmeyeceğim.’ Dedikten sonra yanında durduğum arabanın kapısını açtım ve oturmak için yarım adım kadar geriye gittim. Bu hareket bile bileğimde dayanılmaz bir acıya sebep olmuştu. Semin’e çaktırmadan hafifçe kendimi koltuğa attığım sırada bende bir türlü uzak duramayan elleri yine belimi kavramıştı. ‘Benden uzak kalamadığını düşünmeye başlayacağım.’ Aslında her zamanki kendini beğenmiş cevaplarından verip şu anın bana hissettirdiklerini dağıtmasını istediğim için kurmuştum bu cümleyi. Teması çok sıcaktı… ‘Bilemezsin.’ Dediğinde diğer kolunu bacaklarımın altından geçirip beni tamamen kucağına almıştı. Bendeki tek etkisi şaşkınlıktı. Cevabı, tavrı, beni kavrayışı… Toplamda hepsi yanlıştı, ama hissettirdikleri çok doğruymuş, yerim hep burasıymış gibiydi. Genzime dolan onunla bütünleşmiş ferahlatıcı kokusunu defalarca içime çekmemek için…