1
Yazar: HatunGöksu AYDIN

1. Bölüm — Yemin Vatan için canını ortaya koyan şehitlerimizin kanı yerde kalmayacaktı. Ben Alparslan Yıldırım. Şırnak Özel Kuvvetler Komutanlığında yüzbaşı olarak görev yapıyorum. On iki yıldır üniformanın ağırlığını omuzlarımda taşıyorum. Bu meslek bana sadece savaşmayı değil, sabretmeyi, beklemeyi ve gerektiğinde en zor kararları vermeyi öğretti. Şırnak'ın dağları insanın karakterini değiştirir. Burada hiçbir gün bir öncekine benzemez. Bir gün güneşin altında devriye gezersin, ertesi gün diz boyu karın içinde saatlerce ilerlersin. Ama ne olursa olsun vazgeçmezsin. Çünkü sen sadece kendin için değil, arkanda uyuyan milyonlar için nöbet tutarsın. ... Saat 22.47... Komutanlık binasının koridorlarında sessizlik hâkimdi. Masamın üzerindeki operasyon dosyalarını inceliyordum. Kapı üç kez vuruldu. "Gel." İçeri tim astsubayı Atakan Korkmaz girdi. "Komutanım." "Buyur Atakan." "İstihbarattan acil bilgi geldi." Elindeki dosyayı önüme bıraktı. Dosyanın kapağında kırmızı harflerle tek kelime yazıyordu. GİZLİ Dosyayı açtığım anda yüzümdeki ifade değişti. Sınır hattında hareketlilik tespit edilmişti. Silahlı bir grubun Türkiye'ye sızmaya hazırlandığı bilgisi gelmişti. Haritayı önüme açtım. Muhtemel geçiş noktaları tek tek işaretlenmişti. Derin bir nefes aldım. "Bütün timi topla." "Emredersiniz komutanım." ... On dakika sonra brifing salonundaydık. Karşımda yıllardır birlikte görev yaptığım ekip duruyordu. Mete Aksoy... Buğra Aksoy... Göktuğ Erdem... Efe Sancak... Ulaş Demir... Baran Yiğit Demir... Hepsi seçilmiş personeldi. Hepsi defalarca ölümle burun buruna gelmişti. Haritayı duvara yansıttım. "Arkadaşlar." Salon tamamen sessizleşti. "Elimize yeni istihbarat ulaştı." Herkes dikkat kesildi. "Düşman grubunun bu gece sınır hattından geçmeye çalışacağı değerlendiriliyor." Kimse konuşmuyordu. Çünkü herkes bunun ne anlama geldiğini biliyordu. Gece operasyonu... Dağlık arazi... Mayın ihtimali... Pusu ihtimali... Her şey mümkündü. "Bu görev kolay olmayacak." Bir an durdum. "Ama bu ülkenin güvenliği bize emanet." Başlar aynı anda öne eğildi. "Hazırlık için otuz dakikanız var." "Emredersiniz komutanım." ... Silah odamıza geçtik. Herkes kendi ekipmanını tek tek kontrol ediyordu. Gece görüş dürbünleri... Telsizler... İlk yardım çantaları... Mühimmat... Hiçbir ayrıntı atlanamazdı. Ben de tabancamı ve tüfeğimi son kez kontrol ettim. Babamın bana Harp Okulundan mezun olduğum gün söylediği söz aklıma geldi. "Üniformayı giymek kolaydır oğlum." "Asıl mesele onu şerefle taşımaktır." Her operasyondan önce bu sözleri hatırlarım. ... Saat 23.58. Konvoy üs bölgesinden ayrıldı. Farlar kapalıydı. Araçlar yalnızca gece görüş sistemleriyle ilerliyordu. Kimse konuşmuyordu. Motor sesinden başka hiçbir şey duyulmuyordu. Yarım saat sonra araçlardan indik. Bundan sonrasını yürüyerek devam edecektik. Dağların arasında keskin bir rüzgâr esiyordu. Ay bulutların arkasına saklanmıştı. Tam istediğimiz hava. Sessiz. Karanlık. Görüş mesafesi düşüktü. Elimi kaldırdım. Tim anında durdu. Kulaklığımdan hafif bir ses geldi. "Komutanım..." "Dinliyorum." "İleri hatta hareket var." Diz çöküp dürbünümü kaldırdım. Kayalıkların arasında birkaç gölge seçiliyordu. Sayıları tam belli değildi. Herkes nefesini tutmuştu. Telsizden fısıldadım. "Kimse ateş etmeyecek." "Önce kimliklerini teyit edeceğiz." Dakikalar saat gibi geçiyordu. Kalbimin atışını bile duyabiliyordum. Sonunda termal kamerada hareket netleşti. Bir değil... İki değil... Birden fazla silahlı kişi sınır hattına doğru ilerliyordu. Operasyonun en kritik anı başlamıştı. Elimi yumruk yaptım. Bu, tim için hazır ol emriydi. Herkes aynı anda mevzi aldı. Artık geri dönüş yoktu. Bu gece ya görev başarıyla tamamlanacak ya da tarih bir kahramanlık hikâyesini daha yazacaktı. Parmağımı telsizin konuşma tuşuna götürdüm. Sessiz ama kararlı bir sesle konuştum. "Burada Yüzbaşı Alparslan Yıldırım." "Bütün tim dikkat." "Vatan nöbeti şimdi başlıyor..."