6. Bölüm
Yazar: 🍒

6. Bölüm Merdivenleri çıkarken kabusumla yüzleşmek için kendimi cesaretlendirmeye çalışıyordum. Apartmanın içi rutubet kokusundan havasız kalmıştı. Merdiven o kadar dardı ki Kurtay arkamdan geliyordu. İkinci katta olduğunu bildiğim dairenin tam önünde durduğumda kırık kapısının açık olduğunu fark ettim. Dışarıdan direkt olarak odam gözüküyordu. Depo olan odam. Büyük bir adımla içeri girdiğimde yanıma Kurtay da gelmişti. Yıkık ve pislikten geçinmeyen evi başka birinin görmesi utanmama sebep olmuştu. Ailemden utanıyordum. Onların yaptığı şeylerden dolayı ben utanıyordum. Deponun yan tarafında kapısı olmayan mutfak duvarlarında hala çizdiğim resimlerin bulunması gözlerimin dolmasına neden olmuştu. Bir çukur çizip içine hayatta kalmaya çalışan başını eğmiş tek bir tane lale çizmiştim. Çukuru üst kısmından eğimli çizdiğim için lale çok belirgin bir şekilde gözüküyordu. O lale, küçük Asena'nın gözünde kendisini temsil ediyordu. Issız, soğuk ve nefret ettiği karanlıkta tek başına hayatta kalmaya çalışan bir çiçek. Lalenin başının eğilmiş olması, çizdiğim gün pes etmek üzere olduğum içindi. O gün, elini bir kez bile bana kaldırmayan annem, sırf duvarını boyadım diye ilk defa bana hakaret etmek yerine vurmayı seçmişti. Saçımı bir kez bile okşamayan o eller, canımı yakmak için kalkmıştı. O günden sonra inatla duvarları, yerleri boyamaya devam ettim. En çok da kendi odamın duvarlarını boyadım. Çocukluğumun hayallerini oraya gömdüm. İçimde adım atacak cesareti bulamıyordum. Buradan bakınca herşey karşımda duruyordu. Babam, elinde içki şişesi ile az da olsa gözüken salonda, tekli koltuğunda oturuyordu. Annem, nefret ettiğimi bile bile mutfakta tarhana çorbasını kaynatıyordu. Ben ise kapısı kapalı olan odamda yatağımda uzanmış ailem beni sevseydi nasıl olurdu diye hayaller kuruyordum. İlk önce salona girmeye cesaret edebildim. İçeriye girdiğimde eskiyen siyah koltuk takımının hala olduğu şekilde durduğunu gördüm. Kapıdan içeri girince ilk fark edilen cam tarafının yanında çapraz bir şekilde duran iki koltuğun tam ortalarında babamın tek kişilik koltuğuydu. Koltuk takımının karşısında tahtadan olan babamın kendisinin yaptığı küçük bir yemek masası vardı. Masaya ilerleyip uzun zamandır orada bulunduğunu bildiğim gazeteyi elime aldım. Gazetenin başlığında büyük harflerle beni hayallerime götürebilecek o yazı yazıyordu. Resim Yarışması... 15 yaşındayken gazetede çıkan bu haberle çok sevinmiştim. Kazanana ödül olarak kuru boyalar, resim defteri ve kocaman bir tuvalle akrilik boyalar vereceklerdi. Kazananın ismini bir nevi de olsa etrafa duyuracaklardı. Babamın ne kadar izin vermeyeceğini bilsem bile şansımı denemek istemiştim. Sonucu ise bir ton azar ve aşağılamaktı. Gözlerim dolduğunda elimdeki gazeteyi sertçe buruşturdum. Belki birisini öldürdüğümü bilselerdi bana katil derlerdi fakat onlarda benim ruhumun, hayallerimin katilleriydi! Gözlerim yere kaydığında annemin o çok sevip aldığı halının hala yerde olduğunu gördüm. Küçükken yanlışlıkla süt döktüğüm için bana sildirmişti. O bardağı onun oturduğu koltuğun tam yanındaki sehpaya koyduğum zaman kolu çarpmış, bardak parça pinçik olmuştu. Elime batma ihtimalini hiçe sayarak onları toplamamı söylemişti. Onları toplarken acele ile hareket ettiğim için camlar ellerime batmış, kendiliğimden yaptığım şeyin ilk defa bana acısını tattırmıştı. Yanımda duran tahta sandalyeyi sertçe yere fırlattım. Tahta olduğu için hemen parçalara ayrılmıştı. Herhangi bir parçasını alıp sehpanın üstünde duran nostaljik radyoya fırlattım. Tekte yere düşen radyo, benim için hiçbir anlam taşımazken, babamın akrabalarından hediye olan bu radyo parçası, babam için benden bile kıymetliydi. Bir kere merak edip dokunsam, radyoya uzanmaya kalkan parmağımı havada yakalar, canımın yandığını hissedene kadar sıkardı. Ben, neden hiçbir akrabamı tanımıyorum? Ailem kimsesiz değildi ki. Bana o kadar hayatı zehretmişlerdi ki, onlar dışında ve okul dışında hiç kimse ile iletişimimin olmasını istemiyorlardı. Kendi düşüncem buydu, fakat ben…