2. Bölüm
Yazar: 🍒

Bölüm görselleri


2. Bölüm Gözlerimi açtığımda sorgu odasında olduğumu fark ettim. Genelde karakola kollarıma giren polisler ile gelirdim. Bu benim için bir ilk olmuştu. Ve bir diğer fark ettiğim şey ellerimi göremememdi. Sağıma dönüp baktığımda ellerimi sandalyenin arkasında bağladıklarını gördüm. Allah aşkına, ben bu odadan nasıl çıkabilirdim yani benim aklım ermiyor muydu kapıda polislerin beklediğini? Niye böyle hediye paketi gibi bağlamışlardı beni? Kesin o yeşil gözlü buz küpü ellerimi bağlatmıştı. Son sözleride garipti zaten. Neymiş hiç olduğum yerde durmuyormuşum. O beni kaçırmaya, bayıltmaya çalışırken heykel gibi durmamımı bekliyordu? Gayet her insanın yapacağı gibi kaçmaya çalıştım. Neyse artık sonuçta yine karakoldaydım. Bakalım bu sefer ne yapmıştım da buradaydım. Geçmişteki, kimsenin bilmediği sebepten dolayı burada olamazdım. Onu kimse bilmiyordu. Herhalde kafes dövüşünü gizli bir şekilde yaptığımız için orayı buldular ve ilk ben çıktığım için de orası hakkında benden bilgi alacaklarını sanıyorlar. Gıcırtılı bir sesle kapının açılmasıyla başımı o tarafa çevirdim. Kapıdan az göbekli, en az kırklı yaşlarında gösteren, sakallı, hafif siyah tutamlarını beyaza bırakan bir adam içeri girdi. Arkasından sima olarak tanıdığım fakat aslında hiç tanımadığım o buz küpü de girdiğinde kapıyı sertçe kapatmışlardı. "Asena Çelik?" karşımdaki sandalyeye oturan kırklı yaşlarındaki bu adam dikkatle bana bakıyordu. "Benim" dedim onu onaylayarak. Buz küpü de adamın yanına oturmuş ellerine bakıyordu. Hem beni kaçırarak buraya getirmişti hemde özür bile dilemiyordu! "Bana bu buz küpü karakola gitmem gerektiğini söyleseydi ben kendim gelirdim. İlla beni korkutup kendini dövdürtmesine gerek yoktu. Ona vurduğum için özür dilemeyeceğim çünkü bunu hak etti." dedim kendimden emin bir sesle. "Haklısın. Kurtay getirme şeklinde biraz kendi tarzını kullandı fakat ben onun yerine senden özür dilerim. Buraya gelme sebebini biliyor musun yoksa açıklayayım mı?" diye sorduğunda sesinin bu kadar kibar çıkmasına biraz şaşırdım. Sonuçta genellikle polisler katı olurken bu karşımdaki adam tüy yumağı gibiydi. Buz küpünün de karşımdaki adam sayesinde adını öğrenmiştim. "Bilmiyorum açıklar mısınız." dedim sakin bir tonda. "Ahmet Çelebi. Sana bir yerden tanıdık geldi mi?" dediğinde sertçe yutkundum. Bu ismi nasıl biliyorlardı. O geçmişimi kara bir şekilde lekeleyeni nasıl bilirlerdi? "Tanımıyorum" dedim sesimi soğukkanlı bir şekilde tutmaya çalışarak. Bunu kimse bilemezdi. Ben bile hafızamdan silmişken onu kimse karşıma çıkartamazdı. "Ben sana kısaca tanıtayım. Ahmet Çelebi, 2012 yılında ıssız bir yolda cesedi bulunan otuzlu yaşlarında bir adamdı. O gün içtiği tespit edildi ve bu yüzden aklı yerinde olmadığı için kendini öldürdüğü düşünüldü. Yıllar sonra, günümüzde ailesinden birisinin isteği üzerine dosya tekrardan açıldı ve yola bakan birkaç kamera kaydı tespit edildi. Aslında kendisini öldürmediği bir cinayete kurban gittiği anlaşıldı. Sence, onu öldüren ve acımasızca orada bırakan kişi kim olabilir?" "Bilmiyorum" boğazımdan zar zor çıkan sesim kendimi ele veriyordu. İsteyerek yapmamıştım. Bu zamana kadar tek istemeyerek yaptığım hata. Evet, kötü bir insandım. Pisliğin bulunduğu çukurun en dibindeydim. Dövmem vardı, sigara kullanıyordum, bara gidiyordum, izinsiz yürütülen kafes dövüşüne gidiyor dövüşüyordum. Fakat aralarına isteyerek cinayeti sokmamıştım. Karakterim asi, hırçın, inatçı ve daha birçok kötü yöne sahip olabilirdi. Fakat insanların canını almak... bu insan dışı birşeydi. Caniceydi. Döverdim ama öldürmezdim. Onu isteyerek yapmamıştım. Aklıma gelen parça parça anlara engel olamıyorum. Bunu neden gelip yüzüme vurmuşlardı? 2012 Yılı... Hava çok soğuk. Yaralarım acıyor, yürürken eklemlerim ağrıyor. Issız bir park. Saat 00:04 sanırım. Evden kaçtım. Yine. 10 yaşıma bastığımdan beri evden kaçıyorum. Fakat şu iki yılda berbat son hiç değişmedi. Ailem, bana bakmadıkları halde çocuğum kayıp diyor ve polise başvurup beni buluyor. Ve sonra kaçtığım için yine dövüyor. Sırt…