İçi Boş Bir Zihin
Yazar: Betül

Bu bir haftada adını bilmediğim insanlar görmüştüm. Bazen üzülmüş, bazen gülmüştüm. Ama en çok korktuğum şey başıma gelmişti: Buraya alışmaya başlamıştım. Melih ile dostluğumuzu ilerletmiş, birbirimize iç dünyamızla ilgili şeyler anlatıyorduk. Ama bu dünya, dertlerle dolu ama yaşayış olarak içi boş bir dünyaydı. Gözlerimi kapattığımda ise, her ne kadar unuttuğumu söylesem de, bütün anılarımız gözümün önünden geçiyordu. Ruhum daralıyordu. Yattığım yatakta gözümü açmamak için savaş veriyordum, çünkü gördüğüm rüya yaşadıklarımdan daha güzeldi. Bir köşeye fırlatılmış değersiz bir eşya gibiydim sanki. İçimde fidan iken ekip büyüttüğüm; şimdi bir ormandan ibaret olan hayatım, yüreğimin yangınıyla kül olmuştu. İçimdeki denizler beni boğuyordu. Çok sevdiğim gökyüzünü göremiyordum. Adını dahi söylemeye cesaret edemediğim kişiydi burada olmamın sebebi. Başımı ellerimden ve kelepçeli bileklerimden kaldırıp ileride duran Ahu'ya çevirdim. Özenle giyinmiş, duvara yaslanmış, yanındaki adama bir şeyler anlatıyordu. Benim ona baktığımı hissetmişti ki, sanki başını bana doğru çevirdi ve gözlerime baktı. Hayır, Kuzey. Kendini kandırma. Sen öyle görmek istiyorsun sadece. Ama unutma, Kuzey Efe, eğer sen bir kere bile olsa ters tarafını gösterip üşüttüysen karşındakini, bir daha kendi yüreğini bile ısıtamazsın. Mahkeme: İhanet ve Yargı Duruşma saati geldiğinde mahkeme salonuna getirildim. Hakim, başını bana doğru kaldırıp konuştu: "Sanık Kuzey Efe Çakabey, kalk ayağa. İki gün önce bir cinayete sebebiyet verdin ve Ahu Ela Badırcan'a yönelik şiddet ve tehditten dolayı yargılanıyorsun. Bunlar doğru mu? Yaptın mı?" Bakışlarımı Ahu'ya çevirdim. Demek o, benim ona şiddet gösterdiğimi söylemişti. Peki ya onun yaptığı neydi? Kalbimi alıp elinde sıkıyor gibi olan his neydi? Onun yüreğime yaptığı da şiddete girer miydi, Hakim Bey? Hakim'e çevirip konuştum: "Ben bir şey yapmadım, suçsuzum. Bir oyun oynandı. Ben bundan bir hafta öncesine kadar Bilgisayar Mühendisi'ydim. Şimdi ise başkalarının suçunu kabullenmek zorunda kalan biri mi olacağım? Bana bunu yapamazsınız." Hakim, "Ne bu cüret? Mahkeme salonundasın, otur yerine," diyerek sesini sertleştirdi. Ahu'ya çevirdi bakışlarını: "Kızım, söyle neden şikâyetçisin bu adamdan?" Ahu bana bakmadı bile. Çantasından bir kâğıt parçası çıkarıp Hâkim'e uzattı: "Hakim Bey, her şey bundan bir hafta önce başladı. Ayrılmak istediğimi söylediğimde bana şiddet uyguladı ve böyle bir şeyin olmayacağını söyleyip durdu. Sonra da cinayeti işledi. Benimle konuştu diye bir adamın canına kıydı." Gözlerimi usulca kapattım. Rüya görüyor olmalıydım. Yaşadıklarımın hiçbiri gerçek olamayacak kadar saçmaydı. Hakim, uzatılan bilgisayardan bir şeyler izliyordu. Kamera kayıtları olmalıydı. Oynanan oyunun kayıtları. Hakim'in sözleri ilişti kulağıma: "Kamera kayıtlarından ve şikâyetlerden dolayı Kuzey Efe Çakabey'in beş yıl hapsine karar verilmiştir." Ahu Ela, aniden bakışlarını bana çevirdi ve kendini çaresiz göstererek yüzümde gezdirdi. Ben ise artık çok geç olduğunu bildiğim için konuşmuyordum. Kelepçeli bileklerimden tutulup götürülmeye hazırlanıyordum. Ahu'nun yanından usulca geçip gittim. Yüreğimde hissettiğim şey aşk acısı değildi, kalbim ağrıyordu. İçimde kopan fırtınaları, attığım çığlıkları kimse duymuyordu. Duyamazsınız. Çünkü hissedilmeyecek kadar kötü bir his bu. Kalbimi delip geçen bir kurşun gibi acı veriyor ama kanamıyor. Melih'in Acısı ve İkili Trajedi Cezaevine götürülmek üzere arabaya bindirilmiştim. Yolda, ellerime bakıyordum ama ellerimle alakalı bir şey düşünmüyordum. Dedemin anlattığı hikâye geldi aklıma: "Bu hikâyenin devamını hayatın içindeki sırlarla bulacaksın... Ve bir bakacaksın hikâyenin sonunu sen yazmışsın." Gözyaşımı elimle sildim ve bana bakan bir kişi dikkatimi çekti. İri yeşil harelerini üstümde gezdirdi, bir an gülümsedi ve gözlerini açıp kapattı. Sonra başını yana çevirip dizlerindeki ellerine odaklandı. Yol boyunca bir daha bakmadı. Karakoldaki diğer memur muydu? Yoksa Feza'nın Mert'ten kurtulan hayaleti m…